8/10
··
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 07:25
Kitap, başarıya ulaşmak için odaklanmamız gereken en önemli şeye tüm enerjimizi vermemiz gerektiğini anlatıyor. Disiplinli bir odak ve sürekli uygulama ile, kişisel ya da profesyonel hedeflerde ilerleme sağlanabileceğini vurguluyor. Bu konulara ilgi duyanlara tavsiye ederim.
Bir Tek ŞeyGary Keller · Altın Kitaplar · 2020377 okunma
8/10
·152 syf.··
2026 18. kitabı
Çok rahat çok profesyonel yazılmış bir kitap. Okurken kelimeler birbirini takip ediyor gibi, şiir gibi bir kitaptı. Çok beğendim.Bir yolculukta, bir tatilde, çimlerde uzanırken okuyormuş gibi hissettim her sayfada. Kitapta altını çizdiğim bazı yerler: - Ayrılmak istemediğin bir yerde bıraktığı nesne, oraya bağlı kalmanın bir yoludur. Dönmeyi ummanın bir yolu. (Bu cümle beni bir süre etkisini aldı, sanki cümleyi yaşadım, harika bir cümle.) - Kendimi aynı anda hem kalabalığın bir parçası gibi hissediyor hem de bu kalabalığa bir kulenin tepesindeymişim gibi yukarıdan bakabiliyordum. (Mecidiyeköy'de metrobüsten m2 ye geçerken genelde hissederim :)) - Ruhun gerçekten karanlıklar içine düştüğü gecede saat daima sabahın üçüdür. (Kitabın adıda burdan geliyor ve bence bu cümleyi okuduktan sonra tam kitabın adına yaraşır bir kitap olduğunu anladım. Çünkü hem çok sade hem de altı çok dolu bir kitap aynı adı gibi.) Hemen hemen herkesin ailesindeki çoğu kişiyi tam olarak tanımadığını düşündüğümüzde özellikle baba-oğul ilişkisinin çok önemli olması gerekirken aslında yabancı olmamız üzerine bir kitap. Yani babamızı tanıdığımızı zannederken aslında bunlar bizim ön yargılarımız olabiliyor ve ona söz hakkı vermezsek ya da babamızla vakit geçirmezsek bu şekilde devam edebiliyor. Bu kitapta babasını lise sonda bir kez daha tanıyan ve onu daha çok seven bir gencin hikayesini dinliyoruz. Çok sade bir konu olmasına rağmen çok derin anlatılması gerçekten ben etkiledi.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,035 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·436 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 22:03
Bu kitabı herkese öneririm, herkes beğenir bence. Çünkü normalde polisiye okumayan ben bile 6 günde bitirdim kitabı. Bu kesinlikle yazarın başarısı. Yazar sadece klasik bir polisiye/aksiyon hikayesi anlatmıyor bize, toplumumuzun geldiği hali de çok gerçekçi ve çarpıcı şekilde yazıyor. Aynı zamanda karakterler çok insani. Hem de çok. Onların düşünceleri çok güzel aktarılmış, o düşüncelerde kendinizi bulacağınıza eminim, hatta katilin düşünce yapısı bile o kadar iyi ki... Katilimiz çok kaliteli ya. Tabii ki biliyordum: manyağın tekiydi falan ama bu kadarını beklemiyordum, profesyonel çıktı. İşimize o kadar karıştı, bize o kadar köşeye sıkıştırdı ki. Bazı yerlerde bizden bir adım önde olması da cabası. Kitabın her bölümünde bir olay oluyor, sizi temin ederim bu kitabı yavaş okuyamazsınız. Ve hepsi çok iyi yazılmış olaylar, çok beklenmedik olanlar da var. Bir noktada bağlantılı ama alakasız görünen bir sürü olay oluyor öyle ki polislerimiz ortaya binbir teori atıyor, onları da okuması çok keyifliydi biraz beynim yandı ama. Bu kitapta Nevzat'a daha çok bağlandım, onu anlamaya çalıştım ve sanırım anladım da. Nevzat, Ali, Zeynep üçlüsüne çok alıştırdı beni bu kitap. İstanbul Hatırası kitabından tanıyordum onları ama bu sefer daha da sevdim onları. Bir de biraz yazım dilinden bahsetmek istiyorum: yazar öyle çok uzun cümleler kurmuyor, süslü püslü bir anlatım da yapmıyor ancak bu yazarın uslübuna basit diyesim gelmiyor. Çünkü ben en çok basit olmayan dil severim yani normalde basit olması benim için olumsuz bir şey olmasına rağmen bu kitapta öyle olmadı. Evet, cümleler kısa, evet çok süs yok ama cümleler o kadar net, gerçekçi ve çarpıcı ki şöyle düşünüyorum, bu yazarın sizi etkilemesi için uzun cümlelere de süse de ihtiyacı yok, sadece olduğu gibi yazıyor cümleleri ve bu
Kırlangıç ÇığlığıAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201939,8bin okunma
9/10
·79 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
SENDEN ÖTÜRÜ// ÖMER FARUK KARAMAN ​Bazen bir kitap kapağını aralarsınız ve kelimeler sadece zihninize değil, doğrudan ruhunuza dokunur... Bugün size tam da böyle, alıştığımız okuma deneyimlerinin çok ötesine geçen, çok özel bir eserle geldim. ​Ömer Faruk Karaman’ın kaleminden dökülen Senden Ötürü, kapağındaki o derin, çatlamış kalbin sızısını her bir sayfasında hissettiren bir şiir kitabı. ​Ama bu kitabı asıl unutulmaz kılan şey, sunduğu inanılmaz interaktif deneyim. Şiir okumayı hepimiz severiz, peki ya o şiirin notalara dökülmüş halini anında dinleyebilmek deseydim? Sayfaların arasında gezinirken karşınıza çıkan QR kodlar sayesinde bu büyü tam anlamıyla gerçeğe dönüşüyor. Bir şiiri okuyorsunuz, kelimelerin hüznü ya da coşkusu tam içinize işlemişken telefonunuzu alıp kodu okutuyorsunuz... Ve saniyeler içinde o satırlar, Spotify veya YouTube Music üzerinden harika bir şarkı olarak kulaklarınıza dolmaya başlıyor. ​Bu sadece bir kitabı okumak değil; onu duymak, hissetmek ve tüm duyularınızla yaşamak demek. Kelimelerin önce kendi iç sesimizle yankılanması, ardından profesyonel bir melodiyle taçlanması okuma hissini bambaşka bir boyuta taşıyor. Ben bazı şiirlerde şarkıyı arka plana açıp satırları müziğin ritmiyle tekrar tekrar okudum; o an hissettiğim yoğun duyguyu tarif etmem gerçekten çok zor. Edebiyatın ve müziğin bu kadar kusursuz, bu kadar iç içe geçtiği bir iş görmek beni inanılmaz heyecanlandırdı. Ayşe Senden Ötürü
Şiir
Senden ÖtürüÖmer Faruk Karaman · Kamutay Yayınları · 2025114 okunma
Şeker Kutusu
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Öykü İnceleme / Şeker Kutusu Rıfat Ilgaz’ın “Şeker Kutusu” adlı hikâyesi, gündelik yaşamın sıradan bir ayrıntısından hareketle dönemin toplumsal yapısını eleştiren anlatıdır. Görünürde bayram ziyaretleri ve hediyeleşme etrafında şekillenen olay örgüsü, aslında sınıfsal farklılıkları, toplumsal değerlerdeki çelişkileri ve insan ilişkilerindeki samimiyet kaybını açığa çıkarır. Hikâyenin merkezinde yer alan şeker kutusu, orijinal niteliğinin ötesinde statü, çıkar ilişkisi ve insani zaafların simgesine dönüşür. Ilgaz’ın yalın dili ve gündelik konuşma doğallığı taşıyan diyalogları, metne güçlü bir ironi kazandırır. “Şeker Kutusu” yüzeyde bir bayram öyküsü izlenimi verse de Türk öykücülüğünde nesne merkezli anlatımıyla birey-toplum ilişkilerindeki yapaylığı sorgulayan hiciv örneklerinden biridir. Bu simgesel anlatım, hikâyenin olay örgüsünde belirgin bir döngüsellik üzerinden derinleşir. Başlangıçta Ali Yılmaz’ın özel olarak bir şeker kutusu yaptırmasıyla başlayan olaylar elden ele taşınan kutunun sonunda yeniden Ali’ye dönmesiyle tamamlanır. Bu döngüde içtenlikten yoksun ilişkilerde yapılan jestler, bir anlam üretmek yerine kendi ekseni etrafında dönen boş eylemlere dönüşür. Bayram gibi paylaşımın ve dayanışmanın sembolü olan bir zamanda bile insanlar birbirine samimiyetle değil, statü kaygısıyla yaklaşır. Ali Yılmaz’ın tutumu, bireysel duygular ile toplumsal roller arasındaki gerilimi görünür kılar. Nişanlısı Sevgi’ye götürmek üzere özenle seçtiği “üzeri çiçekli, içi dışı kadifeli, iç kapağının ortası aynalı, pırıl pırıl selefonlu,” kutu, Ali’nin duygusal ilgisini gösterişli bir nesne üzerinden ifade ettiğini açıkça ortaya koyar. Yani kutu hem duygunun dışavurumu hem de bu duyguyu estetik bir ambalajla sunma arzusudur. Kutunun parlak, aynalı kapağı, duygusal bir
Edebiyat
Şeker KutusuRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2017651 okunma
Puan vermedi·109 syf.··
2026 23. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 16:31
Spoiler içerebilir Sakar içime kocaman taş oturmuş gibi hissetmeme neden olan bir kitaptı zaten kitabın konusunun ağır olması bir yana bunun yaşanmış bir olay olması insanı derinden yaralıyor. İnsanın kendisini sorgulamasına neden oluyor acaba çevremde böyle bir durum var ve ben farkında olmayabilir miyim diye kendinize soruyorsunuz. Fransa da 2009 yılında Marina Sabatier adlı kızın yaşadığı olayı anlatıyor kitaptaki ismi Diana kitabın ana düşüncesi herkesin göz göre göre ellerinden kızı kaybetmeleri buna rağmen Diana'nın yüzünden hiçbir zaman gülümseme eksik olmuyor. Diana'nın acı durumunu ilk farkeden teyzesi ve anneaannesi ancak durumu gerekli yerlere bildirdikten sonra gerekeni yaptım diyip geri çekiliyorlar ve sırasıyla Diana'nın hayatına giren herkes bu düşüncede oluyor ve küçücük çocuk göz göre göre ellerinden kayıp gidiyor aile de o kadar profesyonel yalanlar söylüyor her şikayette bir sürü yalana sığınıyorlar ailedeki üç çocuğa bu yaşatılmayıp neden Diana diye sorguluyor insan. Hiçbir çocuk hiçbir canlı bu acımasızlığı haketmiyor bu durumda bize düşense elimden geleni yaptım diye düşünüp kabuğumuza çekilmek yerine bir çocuğun hayatı uğruna savaşmak olduğunu düşünüyorum umarım daha fazla çocuğumuzun daha fazla kadınlarımızın canı yanmaz hiçbir canlı sebebi ne olursa olsun bunları haketmiyor. Kitabı okuyup bu duyguları daha derinden hissetmenizi öneririm.
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma