Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî (ö. 313/925)
Puan vermedi·368 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:55
Ebû Bekir Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî’ye atfedilen veya onun görüşlerini içerdiği düşünülen farklı eserleri derleyen Kitap, Râzî’ye ait olduğu düşünülen eserleri; Bîrûnî, Ebû Hâtim er-Râzî vb. farklı isimlerin eserlerinde yaptıkları atıflar ve derlemeler üzerinden değerlendirmekte, asıl eserlerden önce yer alan açıklama bölümlerinde ise bu konudaki farklı görüşleri detaylı şekilde ele almaktadır. Ahlâk’ın İyileştirilmesi ve Filozofça Yaşama bölümleri, aklı önceleyen ve insan hayatına doğrudan etkisi bulunan konularda günümüzde de geçerliliğini koruyan psikolojik analizler sunmaktadır. Eserde yer alan sonraki risaleler ise tartışmanın asıl yoğunlaştığı bölümlerdir. Farklı bölümlerin farklı kişiler tarafından, farklı zamanlarda ve bazılarında Râzî’nin ismi dahi zikredilmeden nakledildiği belirtilmiş olmasına rağmen; “Metafizik Hakkında”, “Kitâbü’l-İlm’i’l-İlâhî” ve “Ebû Hâtim ile Râzî arasında geçen tartışma” bölümlerinin aynı eser içerisinde birlikte sunulması, eserin yorumlanmasını zorlaştırmaktadır. “Metafizik Hakkında” bölümünde Allah’a ve ahirete inancını açık biçimde ortaya koyan; Aristoteles ve onun takipçilerine karşı zamanın ezelî olmadığını, cansız tabiata irade atfedilemeyeceğini güçlü biçimde savunan bir düşünür profili görülmektedir. Buna karşılık “İlm-i İlâhî” kısmında zamanın beş ezelî unsurdan biri olarak ele alındığı görülmektedir. 200'den fazla eserinin 59’unun günümüze ulaştığı bilinen, eserlerine “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla” diyerek başlayan ve “[196] Bize göre dünyanın haz ve elemi, ömrün sona ermesiyle son bulduğuna; ölümün olmadığı o âlemdeki hazların sürekli ve sonsuz olduğuna göre, sonsuz ve sürekli hazları bırakıp sonlu ve geçici olanı tercih eden kimse aldanmıştır.” ifadeleriyle ahiret inancına dair görüşlerini ortaya koyan
Din
Felsefe RisaleleriEbu Bekir Razi · Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları · 201656 okunma
KEŞKE OKUMAK İÇİN BİR YIL BEKLEMEMESEYMİŞİM
Puan vermedi·552 syf.··
2026 44. kitabı
Bu kitabı okuyalı aslında gerçekten bayağı bir zaman oldu. Ama dönüp profilime baktığımda, hayatımda bu kadar özel bir yeri olan, en sevdiğim serinin ikinci kısmının ilk kitabı hakkında hiçbir şey yazmadığımı fark ettim. Burası benim kitap günlüğüm gibiyse, bu başlangıcın incelemesi burada kesinlikle durmalıydı. Yazmasam eksik kalacaktı, o yüzden biraz nostalji yapıp o dönem hissettiklerimi buraya aktarmak istedim. Ben bu kitabı Şimşek Hırsızı serisinden bayağı bir sonra okudum, 1 yıl falan sonra olabilir. NİYE BÖYLE Bİ MALLIK YAPTIM BİLMİYOM keşke okumak için o kadar zaman beklemeseymişimmm☆ Kitabın başında Percy’yi göremeyince, hatta adını bile duyamayınca açıkçası biraz modum düşmüştü. Büyük Kanyon'daki o fırtına ruhları (Anemoi Thuellai) saldırısıyla başlayan kaosta, Jason'ın elindeki madeni paranın birden kılıca dönüşmesini ve havayı kontrol etmesini izlerken bile aklım hala Percy'deydi. Yalan yok, ilk birkaç bölüm boyunca hep bir önyargı vardı içimde; sürekli " yosun kafa nerede?" diye söyleniyordum qwqwqwwq. Ama Rick Riordan ’ın anlatımı öyle bir şey ki, insanı bir şekilde o hikayenin içine çekmeyi her zaman başarıyor. Hikaye ilerledikçe, karşımıza çıkan o yeni üçlüye (Jason, Piper ve Leo) yavaş yavaş, hiç fark etmeden çok ısındım. Bu kitapta Rick Riordan anlatım tarzını da değiştirmişti; tek bir karakterin ağzından okumak yerine, her bölümde farklı bir karakterin kafasının içine giriyorduk. Bu teknik, karakterleri çok daha yakından tanımamı ve onlarla bağ kurmamı inanılmaz kolaylaştırdı. Karakterlerin ve o tehlikeli görevlerin bendeki yeri hala çok ayrıdır: Jason: Çocuk hiçbir şey hatırlamadan, geçmişi silinmiş bir şekilde bir okul otobüsünde uyanıyor ama o kadar güçlü ki... Rüzgarları yönlendirmesi, yıldırım çağırması ve o meşhur altın parası (Ivlivs) ile dövüşürken
Alıntı
Kayıp KahramanRick Riordan · Doğan Kitap · 20183,197 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Değişmeyen iktidar ve din ilişkisi
Puan vermedi
Teulé 1518 de Strasbourg'da yaşanan "dans vebası" olarak geçen sıra dışı bir olayı edebiyatın malzemesine dönüştürür. Teulé, bu olağanüstü olayın ardında yatan toplumsal, ekonomik ve psikolojik koşulları araştırırken, aynı zamanda Orta Çağ sonu Avrupa'sının iktidar ilişkilerini, dini kurumlarını ve insanın felaket karşısındaki kırılganlığını da sert bir biçimde sorgular. Roman, Troffea Hatun'un bebeğini nehre attıktan sonra sebepsiz görünen bir dansa başlamasıyla açılır. Bu sahne, eserin bütününe yayılacak olan çürümenin ve umutsuzluğun ilk işaretidir. Açlık nedeniyle sütü kesilmiş bir annenin çocuğunu ölüme göndermesi, bireysel bir trajediden çok daha fazlasını temsil eder: Toplumsal düzen artık yaşamı koruyamaz hâle gelmiştir. Dans, bu noktadan sonra bir eğlence biçimi değil, varoluşsal bir çığlık hâline gelir. Romanda sorulan "Dans etmek bir çığlığı susturmak mı?" sorusu, aslında bütün anlatının merkezinde yer alır. Teulé, dans salgınını açıklamaya çalışan farklı otoriteleri karşı karşıya getirir. Din insanları olayı şeytanın veya azizlerin gazabının sonucu olarak yorumlarken, hekimler fiziksel ve psikolojik nedenler ararlar. Belediye yöneticileri ise çözüm üretmek yerine kendi iktidarlarını koruma telaşı içindedir. Bu çatışma, akıl ile dogma arasındaki tarihsel mücadeleyi görünür kılar. Özellikle belediyenin cerrahı Hieronymus Brunschweig'ın dansı yoksulluk, korku ve toplumsal baskının sonucu olarak açıklaması, romanın en güçlü yorumlarından biridir. Ona göre insanlar, dayanılmaz gerçeklikten kaçmak için dans etmektedir. Böylece Teulé, dans salgınını mistik bir olay olmaktan çıkarıp toplumsal bir semptom olarak yorumlar. Romanın en sert eleştiri okları ise Kiliseye yöneltilmiştir. Halk açlık ve sefalet içinde kıvranırken piskoposların zenginlik içinde
Dansa DavetJean Teule · Sel Yayıncılık · 202011,1bin okunma
Puan vermedi·408 syf.··
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 18:08
Merhabalar malesef cokk kötü bir kitap okudum (kendi adıma ) hiç araştırmadan alma gafletinde bulundum ne yazıkki. kitabı görsel olarak görüyordum sürekli ama içeriğine dair hiçbir bilgim yoktu . Çok kötü bir deneyimdi benim için. Yarıda bırakmayı çok kez düşündüm ama huyum olmadığı için zor bela bitirdim çok şükür . Dili oldukça zor , içersinde rahatsız edici oldukça sansürsüz sahneler var (Bu beni aşırı rahatsız etti) bir yerde şöyle bir yorum gördüm kitap hakkında ( 1.si eğer bu bir kişisel gelişim kitabıysa resmedilen kendini gerçekleştiren kişi profili fazla ideal ve bence gerçek dışı . Yok eğer romansa gereksiz uzatılmış ve zorlama ) demiş tamamiyle katılıyorum ve bir kitap için kolay kolay bunu söylemem ama malesef zaman ve para kaybı oldu benim için . Hemen güzel bi kitaba başlayıp kendimi motive etmem lazım .
SeyirPiraye · Mona Yayıncılık · 202115,2bin okunma
Puan vermedi·512 syf.·
2026 9. kitabı
Oldukça rahatsız edici bir temaya sahip Kevin Hakkında Konuşmalıyız kitabının okumasını nihayet tamamladım. Gerek kitap için yapılan incelemelerde gerek önsözde yer alan övgüler kısmında özellikle üzerinden geçildiği üzere, ilk akla gelen rolün “anne” rolü olması sinirlerimi zıplattı. Kitap, ilk bakışta bir katil çocuk hikâyesi gibi okunmaya çok müsait. Hatta kısmen çevresel faktörlerden ötürü okuru şu sorulara sürüklüyor: İnsan kötü mü doğar? Bir çocuk yeterince sevilmediği için mi kötü olur? Anneyle kurulamayan bağ bir insanı karanlığa mı iter? Ancak bana göre romanın asıl meselesi bunlardan çok daha derinde. Benim aklıma ilk gelen şey şu oldu: Ey koca Aptal Franklin… Tüm bunlar gözünün önünde olurken görmemek için gösterdiğin çaba neydi? Anlamamak için neden bu kadar direttin? Kendi konforunu, kendi “normal aile” anlatını koruyabilmek uğruna neden her şeyi inkâr ettin? Ve doğuştan erkek olduğun için haklı olduğuna mı inandın gerçekten? Eva’nın en büyük hatası anne olmaya karar vermesi değildi. Franklin’in onu sevdiğini sanmasıydı. Onunla evlenmesiydi. Hâlâ sevmeye devam etmesiydi. Hatta aile kurumunda onu “babacık” yapmak istemesiydi. Trajik olan şu ki Eva da tam bu noktada, Franklin gibi körleşmeye başlıyor. Bu gezegenin neresinde olursak olalım aile kurumunda özellikle kadın figürün kalbini göğüs kafesinden söküp; eşine, çocuğuna, ailesine kanlı kanlı sunması bekleniyor. Kadınların hayatlarının ne kadar kolay tüketilebilir ve harcanabilir olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Kadınların annelikle birlikte kimliklerini kaybetmelerinin normal görülmesi, hatta bir vazife olarak beklenmesi korkutucu. Kendini adaması, özgürlüğünden vazgeçmesi, fedakârlığı doğal bir görev gibi taşıması, yorulmadan vermesi, affetmesi, tükenmeden sevmesi bekleniyor. Ve tüm bunları
Kevin Hakkında KonuşmalıyızLionel Shriver · Koridor Yayıncılık · 2025249 okunma
Puan vermedi·536 syf.··
2026 15. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 18:32
⋆。゚︎。⋆。 ゚☾ ゚。⋆(spoiler içerir) ⋆。゚︎。⋆。 ゚☾ ゚。⋆ Macerayla dolu olan bilim-kurgu kitaplarında bize hep aşırı cesur ve fedakar bir ana karakter profili sunulur. Çünkü onlar ya seçilmiş kişilerdir ya da kendilerini seçtirecek kadar fedakar ve güçlülerdir. Kitaba başlarken biz de Ryland’ı öyle sanmıyor muyduk zaten?-ki kendisi de kendini öyle zannediyordu… “…Bulgularımı dünyaya ulaştıracak küçücük sondalarım var. Ama ben burada kalacağım.” “Görev niye böyle, soru?” “Gezegenimin ancak bu kadar yakıt üretecek vakti vardı.” “Dünya’dan ayrılırken bunu biliyordun, soru?” “Evet.” “Sen iyi bir insansın.” Fakat Ryland’ın aslında bir korkak olması ve başına gelen hiçbir şeyi kendi tercih etmiş olmaması onu daha az kahraman yapmıyor, bunun pekala hepimiz farkındayız. Buna rağmen bilimkurgu kitaplarımızın ana karakterleri neden sürekli cesur, güçlü ve fedakar o zaman? Çünkü ilgi çekmesi için bu bir gereklilik. Fakat bu kitapta böyle bir durumla karşılaşmıyorsunuz çünkü ana karakter en az sizin kadar gerçek: Evet, o korkağın teki. Ve bu gerçek benim cidde aşırı hoşuma gidiyor… Ayrıca Ryland’ın karakter gelişimini de çok rahatlıkla görebiliyoruz. Başlangıçta ölmekten ölesiye korkan, daha nerede olduğundan bile emin olamayan bir karakter görürken kitabın sonunda arkadaşını ve tanımadığı bir ulusu kurtarmak için bile bile ölüme giden o klasik bilimkurgu karakterlerinden birini görüyoruz… Başlangıçta kitaba inceleme yazmayı düşünmüyordum çünkü her ne kadar zevk alsam da kitap bana hiçbir şey hissettirmemiş ya da düşündürmemişti. Ve bu benim için cidden tuhaftı çünkü genelde etik ikilemlerle dolu distopyalar okuyan biriyken bir anda fizik hesaplamaları yapılan bir bilimkurgunun içine dalmıştım… Ama durup düşününce aslında bu kitapta da fark edecek, hissedecek ve üstüne
Kurtuluş ProjesiAndy Weir · İthaki Yayınları · 20251,720 okunma