8/10
·320 syf.·
2024 34. kitabı
Haluk Dursun’u, Anadolu Mektebi Projesi kapsamında gittiğim bir program sayesinde tanımıştım. Programda yazarın ölümü nedeniyle bir anma etkinliği düzenlemişlerdi. Orada dinlediklerimden sonra yazarı merak etmiş ve kitaplarını kütüphaneme eklemiştim. Daha önce İstanbul’da Yaşama Sanatı ve Tuna Güzellemesi kitaplarını okumuştum. Şimdi de bendeki son kitap olan Nil’den Tuna’ya Osmanlı kitabını okudum. Haluk Dursun’un gezi notlarından oluşan bu eser, Nil’den Tuna’ya kadar günümüzde yaşayan halklar üzerinden Osmanlı imajına yeniden bakmamızı sağlıyor. Osmanlı’nın boşluğunu kimin doldurduğunu, yakıp yıkılanları ama her şeye rağmen geride kalanları okuyacaksınız… Bir anıt çınarından şirin ve minnacık kitabeli çeşmesine, tuğralı taş köprüsünden “ya Hafız”lı konağına, türbesine, mektebine, tekkesine kadar Osmanlı mirasına rastlayacaksınız… Ve tabi ki Haluk Dursun’un o şiirsel, akıcı üslubuyla… Keyifli okumalar…
Tarih-Coğrafya
Nil'den Tuna'ya OsmanlıHaluk Dursun · Kapı Yayınları · 2019165 okunma
8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2024 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2024 04:47
Selam kitap dostlarım. #büyükkavuşma yı geçen hafta okudum. Yazarın ilk kitabını sevmiştim ve o hevesle ikinciyi de almıştım. İkinciyi okumadan seri dışı diye bunu okudum ama bu kitabı bana yeterince duygu geçişini yapamadı. Sonra merak ettiğim için çevirmene baktım. Üç kitapta da çevirmenin farklı olduğunu gördüm. Şahsen yaşadığım duygu eksikliğinin bundan dolayı olabileceğini düşünüyorum. Kitapta üç kardeşin ebeveynlerinin ellinci evlilik yıldönümleri için bir program hazırlamaya çalışması sırasında aralarında ki iletişimsizliğin ortaya çıkmasını okuyoruz. Araya giren mesafeler, yanlış anlaşılmalar, bencillikler en sonunda etkisi şiddetli bir bomba gibi patlıyor. Bu arada üç kardeşin üçü de gönül ilişkilerinde de batağa saplanıyorlar. Sonunda işleri düzeltselerde bana çok yapay, yüzelsel hissettirdi. Sevemedim.
Büyük KavuşmaMeghan Quinn · Ren Kitap · 202384 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·248 syf.··
2024 31. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2024 18:34
Selamlar, ben Leyla. Arada bir kötü kitap okumak lazım, ki yazarlığın aslında o kadar kolay bir meslek olmadığını anlamak lazım diyeceğim, ama okumayın, zamanınıza yazık. Gittiğiniz mekanların adını yazarak, giydiğiniz kıyafetlerin markasını yazarak, insanların zihninde bir kompozisyon oluşturamazsınız. Dannie plan program konusunda kafayı bozmuş, büyük ihtimalle ruhsal sıkıntıları olan, başarılı bir avukat olma konusunda adım adım ilerleyen, kalbi yaralı bir kuştur. Evlilik teklifi aldığı gece uykuya yattığında 5 yıl sonrasının nasıl olacağına dair bir rüya görür. Zengin bir muhitte, yanında başka bir insanla beraber olduğunu gören Dannie, bu rüyadan sonra bir seanslık terapi görür ve rüyasında gördüğü yakışıklı ve anlayışlı Aaron’u unutmaya çalışır. Taa ki o adam 5 yıl sonra, en yakın arkadaşı Bella’nın aşık olduğu adam olarak karşısına çıkana kadar. Konu buraya gelince insanın aklına türlü türlü dramalar geliyor, ancak hiçbirimizin aklına Bella’yı rahim kanserinden öldürüp, Aaron ve Dannie’nin beraber olmasına meşru bir yol oluşturmak, ancak şeytanın rüyasında görebileceği bir rüyadır. Hele hele Dannie’nin yaşayacağı evi, en yakın arkadaşına destek olmak amacıyla Bella’nın satın alıp dizayn etmesi, cehennemde ders olarak okutuluyor. Çakıl taşlı yolda yalın ayak dolaşmak kadar zordu kitabı okumak. Dannie çok boş ve yüzeysel bir karakter, anca sabah akşam çalışmayı bilsin. Arkadaşı Bella daha çekilir. Kitabın hoş bir ters köşesi var ve diğer okuyucular benim kadar sert değil kitaba karşı, ama bence okumayın, zamanınıza yazık.
1000k
Beş Yıl SonraRebecca Serle · Yabancı Yayınları · 2022584 okunma
#birkimyameselesi
Puan vermedi·416 syf.··
2023 25. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2023 00:00
Kimyager Elizabeth Zott’ı anlatmak için pek çok sıfat kullanılabilir ama “ortalama” bunlardan biri değil. Aslında o, hiçbir kadının ortalama olmadığını söyleme cesareti gösterenlerden biri. Üstelik bunu, 1960’larda bir araştırma enstitüsünde, tamamı erkeklerden oluşan ve eşitlik konusunda pek de bilimsel davranmayan bir ekiple çalışırken söylüyor. Ona itiraz etmeyen tek istisnaysa yalnız, zeki, kindarlığıyla ve Nobel adaylığıyla ünlü Calvin Evans. Calvin, Elizabeth’in her şeyine ama en çok da zekâsına âşık olmak üzere. Yani gerçek kimya sonuçlarını vermeye başlıyor. Ama bilimde olduğu gibi hayatta da bazen asla tahmin edemeyeceğimiz şeyler olur. Böylece Elizabeth birkaç yıl sonra kendini bekâr bir anne ve televizyonda yayınlanan bir yemek programının isteksiz sunucusu olarak buluyor. Elizabeth’in seyircilerine bir çorba kaşığı asetik asit ile bir tutam sodyum klorürü karıştırmalarını önerdiği bu program büyük ses getiriyor. Ancak elbette Elizabeth herkesi mutlu edemiyor. Çünkü o, kadınlara sadece yemek yapmayı değil, statükoyu değiştirmek için ne yapmaları gerektiğini de öğretiyor. Gülmekten kırıp geçiren mizahı, gözlem gücü ve göz kamaştırıcı karakterleriyle Bir Kimya Meselesi, en az başkahramanı Elizabeth Zott kadar kendine has ve capcanlı. ( Kitap tanitimindan) Evet kadın olmak dünyanın her yerinde ve tüm zamanlarda zordu ve hala çok zor. Evet kadın hikayeleri, başarı hikayeleri bir çok kadın üzerinde etkili ve yazılmalı Ancak kitapta benim hissettiğim, güçlü kadın profilinden ziyade feminist, fazla inatçı ve gururlu kadın profili idi. Aşırı köşeli bir kişilik tarzı bana (bununaltini ciziyorum) her zaman ters gelmiştir. Kadınlara iyi gelmesi hedeflenen kitaplarda bu detayların daha yapıcı olması gerektiği kanısındayım. Yine de keyifli ,akıcı bir kitap.
Hayata Dair
Bir Kimya MeselesiBonnie Garmus · Altın Kitaplar · 20233,992 okunma
8/10
·141 syf.·
2024 9. kitabı
Okulsuz Toplum adlı kitapta, başlıktan da anlaşılacağı üzere okul kurumunun olmadığı bir sistem anlatılmaktadır. Fakat bu anlatım yapılırken okul kurumunun toplum üzerindeki etkileri de eleştirel bir dille okuyucuya aktarılmıştır. Bahsi geçen kurumlar, insanlar üzerinde sosyal tabakalaşma yaratmış mıdır? Eğitim anlayışı modern olarak toplumları ileriye taşıyan itici bir güç müdür yoksa tek tip insan modelleri mi yaratmaktadır? Bu ve benzeri sorular ele alınarak irdelenen sistem, yaşam boyu öğrenme temelli eğitim modelinin önemi ve gerekliliği üzerinde şekillenmiştir. Yazar, sanılanın aksine okulu gereksiz bir sistem olarak görmemektedir. Fakat sistemin uygulamadaki yetersizliklerini ve teorideki hatalarını pratiğe verdiği zararları da gözler önüne sermektedir. Öğretimin kalitesine ayrılması gereken bütçeler, ütopik bir hayal olarak okullaştırılma projelerine ayrılmaktadır. ‘’Özel müfredat, ayrı sınıflar ya da daha uzun ders saatleri ise ancak daha pahalıya mal olur ve daha büyük ayrımlara sebebiyet verir.’’ (Illich, s. 18) Ancak bu bütçeler okullaştırılma için yetersiz olduğu kadar gereksiz de görülmektedir. Zira kaliteli bir eğitim ve öğretim yapılmadığı sürece bu eğitimi alanların sayısının ne kadar olduğu basit bir istatistikten başka bir şey değildir. Bu açıdan bakıldığında yazara hak vermek mümkündür. Zira sürekli olarak değişim gösteren, değişim göstermek zorunda olan fakat bu değişimleri mantıklı reformlar çerçevesinde gerçekleştirmeye sistemler, bütçelerini hayati öneme sahip noktalara taşımak yerine biçimsel olarak fayda sağlayacağı düşünülen yerlere aktarmaktadırlar. Farklı sosyoekonomik düzeydeki çocuklar, eğitimdeki eşitsizlikler nedeniyle eğitim olanaklarının çoğundan mahrumdurlar. Okulun zorunlu tutulması ve yetenekleri temel almayan müfredatlar,
Okulsuz ToplumIvan Illich · Şule Yayınları · 20184,937 okunma
Beni Bu "Şehir" Boğuyor, Bilmem Bana Ne Oluyor
7/10
·472 syf.·
2024 4. kitabı
Bir şehir düşünün. Harabeye dönmüş, her yer çöple dolu, pislik içinde, sokaklarına kaos hakim, polislerin silahı yok, gangsterler polislerin silahlarını almasın diyeymiş bu da, ne hikmetse... Farklı milletlerden birçok insan bir arada, ama herkes aynı dili konuşuyor, herkes dünyadan bir yerlerden buraya gelmiş, ama burası neresi bilen yok. Başka bir gezegen mi, yıldız mı, yoksa Dünyada, dünyadan izole bir yerde mi, belirsiz. Şehrin kurallarını belirleyen Mentorlar var, ama neyden mamuller, insan mı yoksa uzaylılar mı, varlar mı yoklar mı... Bir de sinir bozucu bir şekilde güneşi açıp kapatıyorlar keyiflerine göre, lamba gibi... Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir de babunları salıveriyorlar şehre. Tam bir cümbüş :D Gelgelelim öyle bir cümbüş ki, İpraam Sweetvoice'un, "program benim değil mi, istediğimi yaparım" kafasıyla, konuk sanatçıların şarkılarının içinden geçerkenki tavrı gibi hep bir kesik yiyor akış. E olaya müdahale edecek bir Neşet Ertaş da yok, hop kesildi şarkı, şapppi şappi anlatabiliyor muyum :D youtube.com/watch?v=A-hNDJZ... bu da efsane anların kanıtı ;) Gelelim kahramanlara. Hikayenin akışında birçok kahramanla, neredeyse kitabın sonlarına kadar hemhal olacağız ama bir baş karakter isterseniz, bu arkadaşın adı Andrey (benim favori karakterim ise İzya oldu, sebebini kitabı okurken anlarsınız). Kendisi Çöpçü. Ama akış boyunca daha birçok farklı işi olacak. Şehrin pislik içindeki halinden bezip, KPSS'ye hazırlanıp, kallavi bi puanla veya sırtını sıvazlayan bir dayıyla bir yerlere mi gelmiş diye soracak olursanız, burada işler öyle işlemiyor. Şehir, sizi keyfince farklı işlere tayin ediyor, yetkinlik falan hak getire. İşi işte öğreniyorsunuz, bu da sizi değiştiriyor bir yerde. Bu meslek değişimleri kısmında, karakterlerimizin yaptıkları işlere
İthaki Bilimkurgu Klasikleri
Ölüme Yazgılı ŞehirArkadi Strugatski · İthaki Yayınları · 202440 okunma