Adı üzerinde "öğretmen olmak" kavramına geniş bir pencereden bakan bu kitap psikolog Doğan Cüceloğlu ve eğitimci İrfan Erdoğan arasında geçiyor. Kitaptaki son bölüm olan "Öğretmenler İçin Çağımızın Özgürleşme Sorunu" aslında okurken içimden geçenleri özetleyen bir bölüm oldu. Öğretmenlik kalıplara sokuldukça, şöyle olmalı, bunu benimsemeli dedikçe bence özünü kaybediyor. Öğretmenlik kutsal bir meslek falan değildir. Öğretmenlik en nihayetinde bir iş. Biz öğretmenler bu kalıplara uymaya çalışırken atfedilen kutsallığın hakkını vermeye çalışırken tek taraflı bir çabayla yorulmaya mecbur edilmemeliyiz. Bana kalırsa bu emek sömürüsüdür.
"Kalbinle yapamıyorsan yapma, böyle kişler öğretmen olmasın." diyerek ailelerin eğitemediği çocukları süper çocuklara dönüştürmemiz, ahlak eğitimi vermemiz, aynı zamanda müfredatı yetiştirmemiz, sınav becerisi kazandırmamız bekleniyor. Her sistem gibi buranın gelişmesi tek bir değişkene bağlı değil. Program yok, öğrenciyi okulda tutacak herhangi bir bağlılık yok(sınıfta bile kalamıyorlar), aile yok ama öğretmen yapılandırmacı olmalı, 40 kişiden oluşan sınıflardan allah bilir kaç tanesine öğretmeye çalışıyor ama hepsiyle tek tek ilgilenmeli, çocuğun ilgisini her an çekmeli çünkü karşısında buna her zaman hazır robotlar var. Mizah kullanmalı, içten olmalı, sevmeli, bilmeli, filozof, oyuncu her şey olmalı. Peki öğretmenin bireysel farklılıkları, öğretimini seçme özgürlüğü, vazgeçme hakkı?
Elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışan sistemin çarkı bir öğretmen olarak kitapta kendimi değerlendirmemi sağlayan yerler oldu, dönüm noktalarımı düşündüm. Ayrıca geçmişte öğretmenlerin nasıl eğitildiğine ufakta olsa değindikleri yerlerde içim ezildi. Eskiden öğretmenler dergi yayımlıyor, yurt dışına gözleme gidiyormuş. Biz de işte sürekli değişen