ÖNCE KİTAP SONRA FİLM
7/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2019 1. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2019 19:15
!!!!!!! SPOİLER İÇERİR !!!!!!!!! ilk olarak, kitabın başlığının neden bu başlık seçilmiş " meraklılarına" açıklamak isterim eğer elinizde kitap varsa arkasında bu alıntıyı bulabilirsiniz. Kitabın ilgi çekici başlığını orjinal adı A Clockwork orange Otomatik Portakal'ı yazarımız şu şekilde açıklamış; Cockney dilinde ( ingiliz argosu ) bir deyiş vardır. " Uqueer as as clockwork orange." Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da "canlı" anlamına gelen "orang"sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikayeye çok iyi oturduğunu düşündüm... Kitabı okumaya başladığınızda hemen dikkatinizi kitabın dili çekiyor. Nadsat dili yani yakın geleceğin argosu şeklinde tabir edilmiş olan bir dil kullanıyor. kahraman mı diyelim bilemedim çünkü çoğu yerde anti kahraman olarak da belirtilmiş olan Alex adında 15 yaşlarında bir gencin başından geçenleri kendi ağzıyla okuyucuya yani bizlere anlattığı bir kitap. Şimdi kısaca özetlemek istiyorum daha sonra beni etkileyen veya tartışmak istediğim noktaları detaylı anlatmayı umuyorum. Anlatımcımız Alex ve üç arkadaşı -kendilerine çete diyorlar - geceleri sokaklarda kötülük yaptıklarını anlatarak başlıyor. Yaşlıları dövmek, zorla evlere girip hırsızlık yapmak ve tecavüz ! Bunları çetesiyle birlikte zevk alarak yaptığını anlatıyor. Alex , anne ve babasıyla yaşıyor ve klasik müzik hayranı, gecelerini kötüklerle geçirdikten sonra eve gelip Beethoven gibi klasikleri dinlemeyi seviyor. Bir gece yine çetesiyle birlikte takılıyor ve yardıma ihtiyacı varmış
Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
Biraz Beyin Jimnastiği
Puan vermedi·280 syf.··
2020 54. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2020 11:08
Kitap 1976 ile 1992 yılları arasında Stephen Hawking'in yazdığı yazıların derlemesinden oluşan bir kitap. Birkaç kısım hariç pek dikkatimi çekmedi, zira içinde benim için "bak bu bilgiyi bilmiyordum yeni öğrendim" dediğim bir yer olmadı, belli bir seviyenin üstündekiler için içinde açıkçası pek birşey yok. Amma velakin bilmek ayrı bildiklerini topyekün işleyip ortaya yeni bir perspektif, bakış açısı çıkarmak ayrı, adama hayran olmamak elde değil, bazı yerler var ki sırf buralar için bile kitabı okumanıza fazlasıyla değecektir. Benim okurken en zevk aldığım ve determinizm ile özgür iradenin ele alındığı "Her Şey Belirlenmiş Midir?" bölümü hakkında hem Hawking'den alıntılarla, hem de kendimden 3 5 birşey yazmak istiyorum. Zira bana göre çok eğlenceli bir konudur. Hawking diyor ki "Evren'in ilk durumunda evrimini tamamen belirleyen bir yasalar kümesi olması gerekir. Bu yasalar Tanrı tarafından buyrulmuş da olabilir buyrulmamışda olabilir, önemi yok. Fakat göründüğü kadarıyla O Evren'e yasaları bozmak üzere müdahale etmiyor. Burada daha sonra Evren'deki her şeyin bilim yasalarına göre evrimle belirlendiği görülmektedir; bu yüzden bizim nasıl geleceğimizin efendisi olabileceğimizi anlamak zordur." (burada demeye çalıştığı, evren birbirini tetikleyen, dolayisiyla birbirinin sebebi ve sonucu olan değişmez ve kesin yasalardan ibaret ise bir kukladan ibaretizdir, ve kukla olmadığımız, seçimlerimizin hür irade ile gerçekleştiğini düşünmemiz yalnızca bir yanılsamadır, bu yanılsama konusuna geleceğim tekrardan.) Devam eder "Lakin Evren'deki her şeyi belirleyen bir büyük birleşik teori olduğu fikri bazı güçlükler ortaya çıkarır." **Herşeyi belirleyen birleşik teori tüm herşeyin öngörümünü bize olası kilacak teoridir, tüm herseyin teorisi olduğu için dolayısıyla her teoriyi
Felsefe
Kara Delikler ve Bebek EvrenlerStephen W. Hawking · Sarmal Yayınevi · 2010920 okunma
Reklam
Puan vermedi·312 syf.··
2019 30. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2019 19:36
18 ocak günü Esma Mahfuz’un Youtube’a yüklediği bir video da şu sözleri söylemesi üzerine mısır devriminin kıvılcımını yaratmış oldu: “Dört mısırlı kendisini yaktı… İnsanlar biraz utanın! Ben, kız başıma, Tahrir Meydan’ına gideceğimi, tek başıma duracağımı, bayrak taşıyacağımı söylüyorum… Bu videoyu size basit bir mesaj vermek için yaptım: 25 Ocak’ta Tahrir Meydan’ına gidiyoruz… Evlerinizde kalırsanız, size yapılanları hak edersiniz, ülkeniz ve halkınız nezdinde suçlu olursunuz. Sokaklara çıkın, cep telefonuyla mesaj gönderin, internette mesajlar yazın, insanları haberdar edin.” Sözlerinde geçtiği üzere kendini yakan 4 mısırlı aslında Tunus Devriminin başlangıcını yaratan olay olan seyyar satıcı Muhammed’in rüşvet ödemeye yanaşmayarak kendisini hükümet binasının önünde yakmasına ve bunun medya, iletişim ağları dolayısıyla küresel anlamda yayılımının bir başka ülkede göstergesidir. Muhammed’in kendini yakması sosyal ağlar ile zaten ekonomik anlamda sıkıntı içinde olan insanların birbiriyle etkileşim kurarak ortak bir bağ kurmaları ve bu siber uzamı, mekân uzamına taşıyarak, ülkenin simgesel bir alanı işgal edilerek özgür bir mekân haline getirildi. Muhammed’in bu yaptığı domino etkisi yaratacak ve Arap baharının yaşanmasını sağlayacaktır. Tunus’un yanı sıra aynı başlangıç niteliğini taşıyan İzlanda da yaşanan mutfak devrimi de daha sonra oluşacak toplumsal hareketlerdeki etkisi oldukça fazladır. Hükümetin finansal olarak bankalara verilen desteklerden dolayı ve bankaların farklı hareketlerle para kazanma isteğinin, bireye düşen milli gelir miktarı oldukça yüksek olan İzlanda da gittikçe kötüleşen bir ekonomiye dönüşmesini sağlamıştır. İnsanlar internetten üzerinden yeniden iletişim içerisine girerek ortak bir zihin ağı oluşturmuşlar ve yeniden bir mekânsal
İsyan ve Umut AğlarıManuel Castells · Koç Üniversitesi Yayınları · 201312 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2020 14. kitabı
Dr. Özgür Polat ile tanışmam bir vakfın düzenlediği program sayesinde oldu, bizzat panel olarak nitelendirilebilecek programa seyirci olarak katılmıştım. Eğitim bilimci olmasının yanında egitime dair konuşması ve bahsettiği eğitim serüvenindeki azmi beni etkilemişti , ardından birçok sosyal medyadan takip etmeye başlamıştım. İlk kitabını okumak bu vesileyle nasip oldu. Şahane bir kitap okuyun, okutturun. İçerisinde birçok yabancı yazarın çalışmasından alınan deneyler yer alıyor. Deneylerin sonuçlarıyla beraber etkileyici bir eser. Kütüphanemin başucunda kalmaya her daim devam edecek. Sevgiyle, sağlıkla kalın.
Beni Ödülle CezalandırmaÖzgür Bolat · Doğan Kitap · 20248,1bin okunma
Puan vermedi·316 syf.··
2020 21. kitabı
Eğitim ile alakalı kitaplar ilgimi çeken bir türdür. Peyami Safa da romanlarını çok severek okuduğum bir yazardır. İkisi bu kitapta birleşince de uzun süredir okumak istiyordum. Peki uzun süreden beri okumayı düşündüğüm ve bitirdiğim bu kitabı tavsiye eder miyim? Bilmiyorum. Bir ara çok sıkılsam da (milliyetçilik/felsefe tarzı konulardi ve o kısımları da atladım zaten.) arka arkaya birkaç tane güzel metnin gelmesiyle tekrardan devam ettim. Ama Peyami Safa'yı romanları ile hatırlamaya devam edeceğim kesin. Yazarın romanlarını okumuş olanlara ve bu üsluba alışkın olanlara dilinin ağır geleceğini sanmıyorum. İçeriğine gelecek olursak en uzun bölümü eğitimle ilgili olan kısım, üniversite bölümü ise yirmi sayfadan daha az. Eğitim bölümünde sadece bu konudan değil milliyetçilik, ahlak, felsefe, spor, okuma gibi konulara dair yazılar da bulunuyor. Okullara ve okulda, üniversitede verilen eğitime dair yazıları okurken günümüzde yazılmış bir metni okuyormuş hissi veriyor desem abartmış olmam diye düşünüyorum. 1940-60 yılları arasında yazılan ve eleştirilen konular günümüzde de aynı şekliyle devam ediyor maalesef. Peyami Safa asıl eğitimin okuldan sonra başladığını söylüyor. Okulun yetersiz ve lüzumsuz bilgiler verdiğini, zekayı köstekleyen bir programa sahip olduğunu yazıyor. Öğretmen ve profesörlerden genç neslin ümit kesici olduğuna, üniversitede okuyan bir gencin düşüncelerini uzun ve toplu bir cümlede ifade etmekten aciz olduğuna dair şikayetler alıyor. Aradan seksen yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen hâlâ aynı şikayetler dile getiriliyor. Tabi bunlar bir sonraki neslin önceki nesilden yakınmalarınin bir hayat gerçeği olduğunu da insanın aklına getiriyor. Bilgi ve kültür arasındaki ilişkiden bahsettiği kısımları da çok beğendim. Bilginin ham madde olarak alındığı onun
Eğitim, Gençlik, ÜniversitePeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2025692 okunma
Cuma Günü Uçmayan Kuş
8/10
·294 syf.··
2020 1. kitabı
·
132 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2020 00:43
Bu kitabı abimin "cuma günü uçmayan kuş nedir biliyor musun diye sorup,soruyu cevapsız bırakması ile bir merak üzerine elime aldım. Kitaptakiler gerçekten yaşanmış da öyle mi yazılmıştır bilemem ama aslında muhalifler ve mücahitlerin, muhacirlerin hep yaşadığı, bizzat içinde oldukları durumlar anlatılıyor kitapta. Bir programa gitmiştik ve Tülay Gökçimen hanım :"neden suriyeli, afganlı dünyanın dört bir yanındaki muhacirlerin, bacılarımızın ve kardeşlerimizin acılarını yazan yok? Yahudilerin acılarını anlatan binlerce film var belki " diyerek bir telkinde bulunmuştu. O zaman mültecileri anlatan bir roman yazmaya karar vermiştim. Muhacirli kardeşlerimizin bombalar altında her gün yaşadıklarını gözler önüne seren bir kitap. Şimdiye kadar muhacirlerin yaşadıklarını anlatan birileri olduğundan haberdar değildim.Kitap ismini içindeki şu olaydan alıyor :bir yaşlı, gazeteciye :cuma günü uçmayan kuş nedir diye soruyor ve ardından cevap veriyor "perşembeden ölen kuştur. Bütün bunları okumakla onları ne kadar anlayabileceğiz bilmiyorum. Bu kitap, onların hayatından sadece bir kesit. Ne bir gazetecinin gidip onları çekmesiyle, ne de onlara yazılan kitaplarla onları anlayamayacağız. Belki en fazla konuşulur ve insanlar hayatına devam ederler. Yüreğimizle hissetmedikçe, yürekten uyanmayınca, "Suriyeliler afganlılar gitsinler ülkelerini savunsunlar, savaşsınlar, ülkelerinde ölsünler" diye onları kovan onlara kindar bakışlar fırlatanlar oldukça cuma günü uçmayan, perşembeden ölen kuşları hiç anlayamayacağız.
Cuma Günü Uçmayan KuşSamet Doğan · Profil Yayıncılık · 2017570 okunma
Reklam
Reklam