İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. Uykuda. Uykuyu ararken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan birbaşmalığın çaresizliğini. Yollarda. Okurken. Pencereden caddelere bakarken. Giyinirken. Soyunurken. Herhangi bir kahvenin içinde oturan insanlara gelişi güzel bakarken. Hiçbir şey aramazken. Herhangi bir kahvede oturan insanları görmezken, başka olgular düşünürken... Yosun kokusunu yeniden duymaya çalışırken, bir kavşakta karşıdan karşıya geçerken, arabalar dünyasında yaşadığını son anda algılarken, büyük bir bulvarın tüm kahvelerinde oturanlardan hiçbirini tanımazken, bir mağazadan gelişigüzel yiyecek seçerken, ya da bir satıcıdan herhangi bir malı isterken, aynı anda özlem ve yalnızlıkları düşünürken, gidenleri, gelenleri, bölünenleri, ölenleri, doğanları, büyüyenleri, yaşamak isteyenleri, yaşamak istemeyenleri özlerken, severken, sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşırıyordum. yalana her şey isyan etmelidir. eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filan..
Fakat yargılarınıza bir süre için ara verip herhangi bir ölüm düşüncesinin olmadığı bir hayatı hayal edin. Hayat yoğunluğundan bir şeyler kaybeder. Ölüm inkar edildiğinde hayat küçülür. Kısa süre içinde anlatacağım nedenlerden dolayı ölümden çok az söz eden Freud, hayatın geçiciliğinin ondan aldığımız zevki arttırdığını söylemiştir. “Alınan zevkin kısıtlılığı zevkin değerini arttırır.” Birinci Dünya savaşında yazan Freud, savaşın çekiciliğinin hayata yeniden ölüm getirmesi olduğunu söylemiştir: ”Hayat yeniden ilginç hale geldi; tam anlamını buldu.”Ölüm dışlandığında, kişi işin içindeki riskleri gözden kaçırdığında hayat zayıflar. Freud’un şu şekilde anlattığı bir şey haline gelir:” İki sevgilinin ciddi sonuçları sürekli olarak akıllarında tutmaları gereken Avrupalı aşk ilişkisine karşın, hiçbir şey olmayacağının en başından anlaşıldığı Amerikan flörtü gibi sığ ve boş bir şey.”