“Başka bir insanın, hiç görmediğin, belki senin varlığının farkında bile olmayan, kendi hayat mücadelesi içinde yuvarlanıp giden bir insanın beyninde olup bitenler senin kim olduğunu değiştirmez ki.”
Zihin, imgelerle düşünür. Ancak bir başkasıyla iletişim kurabilmek için bu imgeleri önce düşüncelere, ardından da kelimelere dönüştürmek zorundadır. İmgeden düşünceye, düşünceden dile uzanan bu yolculuk, kaçınılmaz kayıplar ve küçük ihanetlerle doludur. Çünkü her dönüşümde bir şeyler eksilir. İmgenin zengin ve katmanlı dokusu, yumuşak geçişleri, olağanüstü esnekliği ve şekil alabilme kudreti, ona özgü nostaljik ve duygusal renkler; kısacası imgeyi imge yapan ne varsa, onu dilin dar kalıplarına sığdırmaya çalıştığımız anda yavaş yavaş silinip gider. Böylece insanın içinde canlı ve bütün hâlde duran şey, kelimelere döküldüğünde bir ölçüde yoksullaşır.
Çocuğa göremeyeceği hiçbir şeyi asla göstermeyin. İnsanlık onun için neredeyse yabancı bir şeyken, onu insan durumuna yükseltemediğinize göre, onun için insanı çocuk durumuna indirin. Başka bir yaşta onun için yararlı olabilen şeyleri düşünerek, ona şimdiden yararını anladığı şeylerden söz edin. Zaten düşünce yürütmeye başlar başlamaz, hiçbir zaman başka çocuklarla kıyaslamayın, yarışlarda bile rakip olmamalı: Ben yalnızca kıskançlık ya da gurur yüzünden öğrenmesindense, hiçbir şey öğrenmemesini yüz kez yeğlerim.