Yakın bir arkadaşımla geçen sene konuşurken en sevdiğim kitap diye bana Demian'ı önermişti ve kitaba karşı yakınlık hissederek kitabı okumaya başladım ve tam da hayatı sorguladığım ve varoluşsal sorularla kendimi meşgul edip kendi hayatımın anlamını tekrar tekrar aradığım bir dönemde bu kitabı okumam bana çok şey kattı. Sanki ben Sinclair arkadaşım da Demian olmuştu.
Bu tarz kendi anlam arayışına çıkıp kendini geliştiren karakterleri okumayı çok seviyorum çoğu zaman da kendimi sorgulatıyor bana hep. Masallarda, ana karaktere yardım eden ak sakallı dede figürleri gibi geliyor ve kendi çocukluğuma dönüyorum. Sinclair ve Demian'ı okurken de bu şekilde hissettim çünkü anlatıcımız (Emil Sinclair) kendi gençlik öyküsünü 10'lu yaşlarından başlayarak anlatıyor.Tam da kişiliğinin oluşmaya başladığı ergenlik döneminden hemen önce diyebiliriz.
Demian karakteri Sinclair'i etkilediği gibi beni de çok etkileyen bir karakter oldu fakat ben gerçek hayatımda Demian gibi bir kişi tanımadım, benim Demian'ım okuduğum kitaplar oldu ve olmaya da devam ediyor. Kitaba tekrar geri dönecek olursak, Sinclair'i etkileyen tek kişi Demian değildi, Pistorius'u da unutmamak gerek. Benimsemiş olduğu Abraxas inancı, müzik ve ahlak üzerine konuşmalarla Sinclair’in kendini tekrar sorgulaması ve Demian’a bağlılığını anlamaya başlıyor.
Geçen dönem kendi seçtiğim bir ders olmadığı için gönüllü olarak katıldığım, konu olarak da ahlakın işlendiği bir ders vardı. Özellikle kitabın bu bölümünü okurken de o derse geri dönmüş gibi hissettim kendimi ve Tartini'nin Devil's Trill Sonata'sını dinledim. Bahsetmiş olduğum bu bölümde de Freudyen izler görmedim değil :)
Kitabın anlattığı şeyler o kadar derindi ki, sindire sindire okudum diyebiliriz. Bir paragraf okuduktan sonra kitabı bırakıp o paragrafı düşünmeye