10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Hür masonluk kelime anlamı duvar ustasıdır. 1717 ingilterede kululur. O dönemde 2 baskın güç vardır. Krallık ve kilisenin gücü din. Bu iki otoriteye karsı çıkan; zeki, ahlaklı, yaratıcıya inanan fakat dinlere inanmayan, laiklilik ve demokrasiyi savunan erkekler bir araya gelerek, dünyayi yeniden imar eden masonluk adında cemiyet kurar. 20 yılda hür masonluk büyür. Fransa'ya geçer. 1789 fransız ihitiline sebep olur kral idam edilir. Napolyon masonluğu otoriter güç olarak kullanır. Sonra abd ve ingiliz sömürge coğrafyasına dağlır. Hitler, mussolini,ve ispanya dikdatörü françisko milliyetçiliği savunduğu için demokrasiyi savununan masonları yok etmek ister. Almanlar yahudiler ile İspanyollar ise koministlerle işbirliği yaptığını öne sürer. Laikliği savunduğu için islam coğrafyasında ve ispanyadaki katolik kilisesince ispanyada varlık gösterenez. Abd de ahlaklı insanların biraya geldiği grup olarak işlerini kolaylaştırdığı için işadamlarının olusturduğu grup olur. Tabi işadamı varsa karsı grup da italyada ki mason teşkilatında p2 mafya örgütü kurulur. Yine masonlarca. Günümüzde yeraltı dünyası ve işadamları grubunda gizli olarak devam etmekte islam coğrafyasında olmadığını ifade ediyor yazar. Kitap çok kapsamlı ve ayrıntılı. Bazı insanları ayrıntılı bilgiler ile sıkabilir
KardeşlikJohn Dickie · Kronik Kitap · 202365 okunma
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 77. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 09:32
꧁༺ﻬ lσrєsímα~tσzlu pєmвє2 ༻ﻬ꧂ Selamm, bugün sizlere çok sevdiğim #tozlupembe serisinin 2.kitabi paylaşımı ile geldim. Ahh bitmesin diye yavaş yavaş okudum. @lorresima kaleminden yine harika bir seriye başlamıştık. İlk kitapta Ayperi Ak ve Ömer Seyirhan'a âşık olanlar gelin birde burada görün onları. Ayperi nin derin yaralarının kabuklarını soyup acılarını tüm çıplaklığıyla gören Ömer, her ne olursa olsun ondan bir adım uzak durmamıştı. İlerleyen zaman içinde farkında olmasa da Ayperi ona alışmıştı. Ama kendini , duygularını, iç hesaplaşmasını henüz tamamlamamış olan Ayperi Ömer in bu büyük aşkı ve derin anlayışı altında hergün ezildiği hissediyordu. Ve sonunda bir yolunu buldu Ömer i kendinden uzağa itti. (Bu kısımda detaya girmiyorum hem güldürdü hem ağlattı onu okuyarak göreceksiniz) Peki yaptı da iyi mi oldu? Asla! Artık ne Ömer eskisi gibiydi, ne de Ayperi! Ömer'in ayrılırken söylediği sözlerle ben bile ağladım Ayper'nin halini sonra siz düşünün. Bu arada Melike'nin Komiser Yavuz'la hastanedeki macerası, Şeyma'nın Muharrem'le yıllar sonra birbirlerine duygularını itiraf etmeleri ve yeni bir yola adım atmaları harikaydı. Ama her geçen gün Ayperi'nin mutsuzluğu hiçbirinin gözünden kaçmıyordu. Bu arada iyi olan tek şey doktoru ile olan seanslarını ilk defa aksatmadan tamamlayan Ayperi içindeki geçmişle olan hesaplaşmasının sonunda kazanmış toz pembe kıyafetleri ile küçük Ayperi'yi de özgür bırakmıştı. Artık çok güçlü bir Ayperi var! Fakat hayatta kazanması gereken bir savaş daha vardı Ömer Seyirhan. Onun sevgisine büyük haksızlık ettiğini şimdi fark ediyor, hayatında ilk defa aşk acısı çekiyordu. İşte burada devreye canım Melike'm girdi. Yaptığı ufak bir organizasyonla Yavuz Komiser ve Şeyma'dan aldığı destekle ikisini sonunda bir araya getirdi. Ah o sahneleri
Tozlu Pembe 2Loresima · Ephesus Yayınları · 2026197 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·267 syf.··
2026 8. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 09:48
Huzur söylemi, modern dünyanın kullandığı bir terim, huzur veya barış. Antik dönemlerde savaş hali hayatın gündelik işi gibidir. Günümüzde barışı koruyabilmek için güvenlik güclerine ihtiyaç duyulur. Huzur söylemiyle ekonomi, dini, ideolojik dönüşümün şekilleneceğini dillendirirler. Örneğin Nakşbendi tarikatından olan Turgut Özal'ın Kur'anı bilime temellendirmek için akademisyenlere tefsir ettirir. Huzur söyleminin arka planında olumlu ve iyi yaşamak isteyenlerin seçimini etkilemek vardır. İyi kanaatle seçmenlerin yeni kimlik oluşmasına yardım eder. DİL VE DİLİN SİYASETİ Tanrılar Retoriği Platon, dile üretim aracı olarak bakar. Düşünce, zihnin kendi kendine diyalogudur. Diyalog sonucu kanı oluşur, kişinin kendi kendine ifade ettiği iç söylemdir. Sesli söylem bunun dışavurmuş halidir. Tanrı Dili Antik çağda Heraklitosla Parmanides'i kıyaslamış Ulus Baker. Parmanides'in Doğa Üzerine şiirinde daha mistik ifadeler yer alırken Heraklitos daha rasyonel ifadeler kullanmıştır. Platon'a göre şairlerin, tanrı dilinin gücüyle halkı yanlış etkilediği düşüncesindedir. Liderler de bunun farkında olduğu için Tanrı dilini, mistik öğeleri, inanılmayacak şeyleri etkili söyleyerek yönetir. Bu durumda dil ile hakikat sorunu doğar. Spinoza inanç söyleminin hakikati değil batıl intiba oluşturduğunu söyler. Devlet, yapılarında dinsel düşüncenin kutsal olanın bir kısmına değer biçerken, bir diğerini aşağı çeker. Spinoza inanç ile akıl arasında ayrım yapar. Akıllarını eğitme kabiliyetine sahip az insan vardır. Bu nedenle kalabalıklara bir şeyi öğretmek zorunludur. Kutsal kitapların bilimsel yorumlanmasını vurgular Baker. Dilbilimsel teknik ile parçadan bütüne, bağlamsal, tarihsel, kültürel analiz edilmelidir. Kutsal kitaplar, bilgi konusunda zayıf, insanları etkileme gücü bakımından
Siyasal Dilde Huzur SöylemiUlus Baker · İletişim Yayınları · 202071 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 22:16
Yusuf Atılgan, kitaba başlarken kendine has düşünce akışı tekniğini ustalıkla kullanmış. Aynısını Aylak Adam’ı okurken de hissetmiştim. Giriş bölümü okunduğunda genellikle “Ben ne okudum lan?” hissi uyandırır; kendinizi salak gibi hissedersiniz. Ancak ilerledikçe parçalar yerli yerine oturur ve anlatının yapısı anlaşılır. Spoiler içerir! Kitap bize Zebercet’in ruhsal dünyasına dair güçlü psikodinamik ipuçları sunuyor. Bu ipuçlarını, etkileyici bir sembolizmle yansıtıyor. Sembollerden ilki, Anayurt Oteli: Zebercet’in psişesinin mekânsal yansımasıdır. Zebercet, otelin dışına çok nadir çıkar; günlük yaşamını belirli rutinler çerçevesinde düzenler. Otel içinde farklı odaların kontrolünden sorumludur ve anahtar sembolüyle bu odalara giriş çıkışı sağlar; böylece kontrolü elinde tutar. (Bir parantez açalım: Kitabın başından sonuna kadar hem düşünce dünyasında hem de davranışlarında obsesif birçok öğe bulunur. Örneğin, bıyık obsesyonu: “Acaba bu sabah bıyığı var mıydı? Etraftakilerin bıyıkları nasıldı?” gibi ayrıntılara takılır. Ayrıca, erotomanik bir saplantı olarak gecikmeli Ankara treni ile gelen kadını görüyoruz. Eylemlerinde ve ritüellerinde bu saplantılar bariz şekilde ortaya çıkar. Tüm bunlar, Zebercet’in psişesinin katı bir süperego ile şekillenmiş olabileceğine işaret eder.) Odalardan biri Zebercet için ayrı bir önem taşır: gecikmeli Ankara treni ile gelen kadına verdiği 1 numaralı oda. Başlangıçta bu oda, Zebercet’in çok nadir uğradığı, varlığını yok saydığı özel bir mekândır. Sadece özel misafirlerine verdiği bu oda, ileride erotomanik saplantıları doğrultusunda ritüellerini gerçekleştirdiği ve libidinal bir katarsis yaşadığı alan haline gelir. Beklediği kadına duyduğu arzu burada şekillenir; bir nevi objet petit a’nın mekânsal fiksasyonu olarak okunabilir.
Psikoloji
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337bin okunma
Üç Kız Kardeş
Puan vermedi·372 syf.··
2026 13. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2026 11:46
PTT müdürü Sadık Bey ve sınıf öğretmeni Nesrin Hanımın Ayvalık’tan İstanbul’a, İstanbul’dan Ayvalığa uzanan sıcacık aile hikâyesiyle tanışıyoruz. Ama bu sadece bir aile hikâyesi değil; içinde arkadaşlık, komşuluk, dayanışma, kırgınlık, sevgi, fedakârlık… ne ararsan var. Yazarın anlatımı günümüz şartlarına göre oldukça iyimser ve yer yer dramatik, ama tam da bu yüzden insanın kalbine dokunan, iç ısıtan bir etki bırakıyor. Bu kitabı okurken üç kız kardeşin hayatına sessizce misafir oldum. Türkan, Dönüş ve Derya’nın çocukluktan yetişkinliğe uzanan yolculuğu, bana aile olmanın hem ne kadar zor hem de ne kadar kıymetli olduğunu tekrar hatırlattı. Kimi zaman hüzünlendim, kimi zaman gülümsedim ama en çok da “ben olsaydım ne yapardım?” diye düşündüm. Kardeşlik, kadın dayanışması, affetmek ve kabullenmek temaları çok içten ve gerçek bir dille anlatılmış. Akıcı üslubu sayesinde sayfalar su gibi aktı. Sıcacık ama bir o kadar da derin bir hikâye okumak isteyen herkese gönül rahatlığıyla öneririm. Son olarak, beni en çok üzen ve sanırım kitapla ilgili en çok aklımda kalacak olan Mesut’un hikâyesi oldu… Bazı acılar var, satırlar bitse bile insanın içinden çıkmıyor. Bu hikâye de onlardan biri. Bu arada iyi ki dizisini izlememişim; kitabın duygusu bende çok daha saf ve derin kaldı. Zaten izlenme almak için hikayenin bin türlü yeriyle oynuyorlar hiç çekemiyorum
1000Kitap
Üç Kız Kardeşİclal Aydın · Artemis Yayınları · 202011bin okunma
'SOSYO-POLİT HORROR'
Puan vermedi
Dean R.Koontz'un orjijal adıyla Twilight Eyes, 1985 yılında yazılan distopik bir Bilim-Kurgu romanıdır. Konu olarak çok iyi işlenmiş bir metaforik içeriğe sahip. Hikaye 1960'lı yıllarda geçiyor Slim MacKensie ana karakter, insan görünümlü iblisleri görebilen az sayılardan biridir. Ve bu iblisleri kendi savaşı haline getirerek elinden geldiğince avlamaya çalışıyor. Evet iblisler aramızda, ancak bunu başkalarına açıklamaya çalışırsak tımarhaneyi boylarız. İnsanların acılarından, ızdıraplarından ve umutsuzluklarından keyif alıyorsak sözüm ona bizler de iblisizdir. İnsan topluma nasıl ayak uydurabilir ? Hiç olmadığı gibi davranarak ve kendini iyi göstererek yani insanların kabul ettiği değerleri sergileyerek bunu yapabilir. Bu anlamda politikacılar olsun, medyada değer verdiğimiz kişiler olsun veya tekrar sözüm ona çevremizdeki kişiler ne kadar göründüğü kadar gerçektir. Geçtiğimiz yılda da, Epstein davasında bazı Hollywood ünlüleri ve politikacıların adının geçtiği iddialarıda skandallarda yer aldığınıda tüm dünya gördü. Bu kişiler devlet kurumlarında, medya sektörlerinde ve ekonomi alanında finans sahibi elit kişilerdir. Ve tüm dünya bu insanları birer saygın kişiler olarak görüyor. Bu kişilerin, insan görünümlü iblis olmadığını kim söyleyebilir. Durum böyle olunca, insanlar dünyaya paranoyakça bakıyor ister istemez. Tıpkı John Carpenter'ın 1982 yapımı The Thing yani Şey filmindeki gibi. The Thing filminde bir grup bilim insanın, antartikada araştırma yaparken buzun altında yüz yıllar önce bir uzay gemisinin içinde bir uzaylı yaratık keşfederler. Bu uzaylı yaratık çıkıp, bu insanların içine girer. Bilim insanlarını ele geçiren Şey normal bir insandan ayırt edilemez olur. Zamanla bilim insanların kendi aralarında bir güvensizlik oluşur, kimse kimseye güvenemez.
Edebiyat & Roman
Onlar YoktuDean R. Koontz · İnkılap Kitabevi · 2006140 okunma