Anadolu'nun hüzünlü hikayeleriyle dolu dolu bir kitap .Kitap sonrası okuduklarımdan öğrendiğim bir çok şey ,gördüklerimi yazmamı sağlıyor...
UZAK ANADOLU KASABALARINDAN GEÇERKEN ...
--Dolaştığım bütün şehirlerde gördüklerim ve yaşadıklarımdan öğrendiğim çok şey vardi.
Yazdıklarım ve yazacaklarım bu gördüklerimin toplamı oldu...
Anadolu kültürü ve insan sevgisi yüreğinde yeşerttiğin en güzel duygulardan biridir.Yer, bölge önemli degil.Ya Amasya köyü ya da kayseri pınarbaşı veya Pülümür ,Hozat ,ovacik Herhangi bir anadolu ilinin herhangi bir
ilçesi /kasabası....
Otobüsle giderken yol kenarlarında bekleyen iri gözlü , yanık suratlı, saçları sıfır numaraya vurulmuş sevecen anadolu çocukları.Öyle saflar öyle tertemizler ki...
Gülüşerek geldiler yanıma.
-Çocuklar nasılsınız ?
Yine gülüyorlardı..
Üstlerini tepeden tırnağa süzdüm.Eski ayakkabıları ,eski giysileriyle içlerindeki sevinc, yenilik bir bütün oldu..Hepsinin yüzü yanıktı.
Yaz sıcağında güneşten yanar, kışın soğukta ayazdan yanar..Ömürleri hep böyle geçerdi çocukların ,talihsiz zaman diliminde ...
Bir kasaba kahvesine girdiğimde tüm yaşlılar oturuyordu...Özellikle oraya gelip yabancı olan bizleri de onlar süzüyordu.İçlerinden ileri gelen bir akil amca konuştu ..
Böyle bir sevgi tanımı olamaz.
"Guzum nirden gelirsiniz "
Yöresel mükemmelliktir, tanımadığın kişilere veya sevdiğin kişilere "guzum" seslenişi ... Dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız bu tanımı..Yüzünde yılların yorgunu ve dünya haritası gibi kırışık eller / yüzler...
75 yıldır çileli bir ömrün tanığı duruyordu karşımda askerlik dışında hiç dışarı çıkmamış..
Sordum ;
-- Hiç mi çıkmadın gurbet ellere ?
--Yaban ellere hiç gitmedim oğul...
bütün dişleri dökülmüş, elleri kısa samsun sigarasından sapsarı olmuş, gözlerinden güneş