"Hiçliğin Zirvesi'ne insanoğlunun binde, yüz binde biri çıkamaz. Zira ona çıkmak için insan kendine hâkim olmalı. Bir kalpte emel olursa yollarda kalır. Oraya canlı cenazeler çıkabilir. Sen kendinde öyle bir kuvvet hissediyor musun.?"
Nasıl olsa mükemmel değiller. Olmaları da gerekmiyor. Yazdıklarımızın parlaklığından söz edemiyecek kadar aşağılardayız. Ne var ki yine de gurur, yekpare mermer bir sütun olan bu gerçek üzerinde, cılız ve çirkin bacaklarıyla inatla yükselmek ister. Yöremize bakalım. Zengini, yoksulu, erkeği, kadını, evleri, araçları, tarlaları, füzeleri, görevleri ve herşeyi ile ne kadar zavallı olunduğunu anlamak için kaç saniyeye ihtiyaç var.?
"Gitmeliydi. Ama onu bırakmak da ona zehir gibiydi."
- Gitmeliyim! Sen benim durumumu asla anlayamazsın. Bak işte, babamdan ayrılamam diyorsun. Ben her şeyimi bırakıp geldim. Ve sen benim çektiklerimi çekmedin. Burada bana ait olan hiçbir şey yok. Gitmem gerekiyor.
+ Ben yok muyum.?
- Sen varsın elbette ama benim çaresizliğimsin. Kalbimdesin ama mümkün olmayanımsın.
İçinde bir yük vardı ama ne olduğunu bilmiyordu. Ruhunda bir daralma hissediyordu ama bunun sebebine dair hiçbir fikri yoktu.
"Yalnızlık rüzgârları esiyordu kanla sırlanmış aynada."