Kimi insanlar bilerek kimi de bilmeksizin daha fazla veya az mutlak olan iç uzaya veya zamana girer veya fırlatılırlar. Toplumsal olarak, dış uzaya ve zamana toptan gömülmeyi normal ve sağlıklı saymaya koşullanmışız. İç uzaya ve zamana gömülmek ise antisosyal çekilme, bir sapma, kendiliğinden hükümsüz ve marazi, bir anlamda yüz kızartıcı sayılmış.
Şizofreni diye bir durum yoktur, fakat etiket toplumsal bir gerçektir ve topumsal gerçek bir politik olaydır. Toplumun sivil düzeninde gerçekleşen bu politik olay, tanımları ve sonuçlarını etiketlenen kişiye empoze eder. Toplumsal bir reçete etiketlenen kişinin başkalarınca ilhak edildiği bir dizi toplumsal eylemi meşrulaştırır. Kimdir başkaları? Yasal olarak onaylı, tıbbi olarak iktidar sahibi ve ahlaki olarak yükümlü kişilerdir ve etiketlenen kişiyi sorumlulukları altına alırlar. Ailenin, aile hekiminin, akıl sağlığı görevlisinin, psikiyatrların, hemşirelerin, sosyal hizmet uzmanlarının ve sıklıkla dostu hastaların koalisyonunun bir meşveretiyle (bir tertibiyle) etiketlenen kişi, yalnız bir role değil aynı zamanda bir hasta kariyerine başlatılır. Hasta ve özelde şizofren olarak etiketlenen mahpus kişi amil insan ve sorumlu kişi olarak sahip olduğu bütün varoluşsal ve yasal statüden bir tenzil-i rütbeye uğratılır. Artık o, kendi kendisini tanımlayamayacak birisidir, kendi mülkiyetini korumaya muktedir değildir. Kiminle buluşacağına, ne yapacağına karar vermesi engellenir. Zamanı artık onun değildir ve işgal ettiği mekan artık onun seçimi olmayacaktır. Psikiyatrik muayene denilen bir tenzil-i rütbe merasimine maruz bırakıldıktan sonra sivil özgürlüklerinden mahrum edildiği, akıl hastanesi adı verilen bir mutlak kuruma hapsedilir. Toplumumuzda bir başka yerde olabileceğinden daha eksiksiz ve daha köktenci bir biçimde, bir insanoğlu olarak hükmü silinir, geçersizleştirilir. Etiket lağvedilene veya salâh, yeniden uyum gibi terimlerle nitelenene dek akıl hastanesinde kalmak zorundadır. Bir kez şizofrense her zaman bir şizofren sayılma eğilimi vardır.
Ancak işlevsel olarak bozuk bir topluma uyum sağlamak da çok tehlikeli olabilir. Mükemmel uyum gösteren bombacı pilot, türümüzün hayatta kalması için, Bomba'nın kendi içinde olduğu hezeyanına kapılmış hastanedeki bir şizofrenden daha büyük bir tehdit oluşturabilir.
Bize öyle göründü ki, istisnası olmaksızın, şizofren olarak etiketlenen yaşantı ve davranış, bir kişinin yaşanamaz bir durumda yaşamak için icad ettiği özel bir stratejidir. Hayat koşullarında kişi artık savunulamaz bir konumda olduğunu hissetmeye başlamıştır. Hem içsel olarak kendinden hem de dışsal olarak etrafındakilerden gelen çelişkili ve paradoksik baskılar ve istekler, itmeler ve çekmeler tarafından kuşatılmaksızın bir hareket yapamaz veya hiç kıpırdayamaz. O önceden olduğu gibi, bir şahmat konumundadır.
H. S. Sullivan genç psikiyatrlar kendisiyle çalışmaya geldiğinde onlara şöyle söylermiş: "Hatırda tutmanızı isterim ki toplumumuzun bugünkü durumunda hasta haklı ve siz haksızsınız." Bu aşırı bir basitleştirmedir. Ondan bahsedişim, psikiyatrın haklı ve hastanın haksız olduğu yolundaki aşırılıkta hiç de aşağı kalır yanı olmayan sabit düşünceleri biraz yerinden oynatmak içindir. Yine de şizofrenlerin psikiyatrlara iç dünya hakkında, psikiyatrların hastalara öğretebileceğinden çok daha fazla öğretecek şeyleri olduğunu düşünüyorum.