"Boris 12/16 kesrini sadeleştirmekte güçlük çekiyor ve en fazla 6/8'i buluyordu. Öğretmen sessizce, ancak bu kadar mı sadeleştirebildiğini sordu ve 'düşünmesini' önerdi. Bütün çocuklar onu düzeltmek için ellerini kaldırıyorlardı. Hayli mutsuz olan Boris'in zihni muhtemelen felç olmuştu. Öğretmen sessiz ve sabırlı, diğerlerini görmezden geliyor ve - sesiyle olsun bakışıyla olsun- Boris'in üzerinde yoğunlaşıyor. Bir iki dakika sonra sınıfa dönüyor ve 'Peki, sayının ne olduğunu Boris' e kim söyleyecek?' diyor. Bir eller ormanı dalgalanıyor ve öğretmen Peggy' i çağırıyor. Peggy hem pay hem de paydanın dörde bölünebileceğini söylüyor."
Henry yorumluyor:
"Boris'in başarısızlığı Peggy'nin başarmasına olanak sağladı; Boris'in ıstırabı Peggy'nin sevinci için fırsat. Bu çağdaş Amerikan ilkokulunda standart bir durum. Bir Zuni, Hopi veya Dakota kızılderilisi için Peggy'nin marifeti inancın ötesinde zulüm olarak görülecektir. Çünkü rekabet, başkasının başarısızlığından başarı devşirme, bu rekabetçi olmayan kültürlere yabancı bir işkence biçimidir.
Boris'in açısından bakıldığında karatahtadaki kâbus belki de kendini kontrol etme dersiydi; böylece muazzam kamu baskısı altındayken feryadı basıp odadan kaçmayacaktı. Böylesi yaşantılar kültürümüzde yetişmiş her insanı, tekrar tekrar, gece gündüz, başarının doruğunda bile, başarıyı değil başarısızlığı düşünmeye zorlar. Okulda dış kâbus hayat için içselleştirilir. Boris yalnızca aritmetik öğrenmiyordu; aynı zamanda esas kâbusu öğreniyordu. "
Neye uyum? Topluma mı? Çıldırmış bir dünyaya mı?
Ailenin işlevi Eros'u baskılamak; yanlış bir güvenlik bilinci uyandırmak; hayattan uzak durarak ölümü inkâr etmek; aşkınlıkla bağları koparmak, Tanrı'ya inanmak ancak Boşluğu yaşantılamamak; kısaca, tek boyutlu insan yaratmak; saygıyı, rahatlığı, itaati çoğaltmak; çocukları oyundan alıkoymak; bir başarısızlık korkusu yaratmak; işe saygıyı artırmak; "saygınlığa" saygıyı artırmaktır.
Makineler çoktandır insanların insanlarla kurduğu iletişimin daha iyisini kendi aralarında kurar olmuşlardır. Durum ironiktir. İletişim üzerine giderek çoğalan ilgiye rağmen iletişim kurulacak ne kadar da az insan var.
Birbirimizden fiziksel olarak ayrılır ve birbirimizle fiziksel olarak ilişki kurarız. Bedenlenmiş varlıklar olarak kişiler birbirleriyle uzay ortamı aracılığıyla ilişki kurarlar. Değişik bakış açılarımızla, eğitimlerle, kökenlerle, örgütlerle, grup bağlılıklarıyla, bağlantılarla, ideolojilerle, sosyo-ekonomik sınıf çıkarlarıyla ve mizaçlarla bir araya gelir ya da ayrılırız. Bizi birleştiren bu toplumsal "şeyler" aynı nedenle pek çok "şeylerdir", aramıza giren pek çok toplumsal uydurma. Fakat bütün zaruretlerden ve ihtimallerden soyunursak birbirimize kendi çıplak varlıklarımızı gösterebilecek miyiz? Eğer her şeyi alırsanız, bütün elbiseleri, maskeleri, koltuk değneklerini, makyaj boyalarını, ortak tasarımları, kendini buluşma gibi gösteren fırsatlar için bahane sağlayan oyunları alırsanız - eğer buluşabilseydik, eğer böyle bir olay, insanlar için mutlu bir raslantı gerçekleşseydi artık bizi ne ayırabilirdi?
Peter Paul'le bağlantı kurmaya çalışıyor. Paul'ün hiç gereği yokken kendisine kapalı olduğunu hissediyor. Paul'ü yumuşatmak ve ona yaklaşmak Peter için çok önemli bir şey oluyor. Fakat Paul nüfuz edilemez, katı ve soğuk görünüyor. Peter kafasını taş duvarlara vurduğu hissine kapılıyor. Başarısız olduğunu gördükçe yorgun, umutsuz ve giderek daha boş hissediyor kendini. Sonunda vazgeçiyor.
Öte yanda Paul, Peter'in çok sıkıştırdığını hissediyor. Onu savuşturması gerektiğini hissediyor. Peter'in ne söylediğini anlamıyor fakat kendisini bir saldırıya karşı savunması gerektiğini duyumsuyor.
Her ikisinin de, kendi düşleminden (bilindçışı) ve diğerinin düşleminden çözünmesi her birinin kendisiyle ve her birinin karşısındakiyle arasında bir ilişki yokluğunu gösteriyor. "Düşlemde", her birinin kendisiyle ve başkasıyla olan ilişkisinde yapar gibi göründüğünden, daha fazla birbirleriyle ilgililer.
Burada, birbirini iyi kötü bütünleyen iki düşlem yaşantısı, bu iki insanın rahat koltuklarına gömülmüş sakin bir tarzda konuşmalarını hoyratça yalanlıyor.
Yukarıdaki tasviri yalnızca metafor olarak almak hata olacaktır.