Fakat aşkı ayrılık ateşinde yakmaya ne hâcet; bu çağda bütün aşklar zaten rafadan yaşanıyor!
Sayfa 20·Kitabı okudu
RABİŞİN AMCIĞI: (d) - Zor. & İçinden çıkılması zor konu. "Lan bir durum ki sorma! Rabişin amcığı." • RADYALLEMEK: (f) - (o.k) - Gözetlemek, röntgenlemek. • RAF ÖMRÜ BİTMEK: (d) - Bir kimseyle arasındaki aşk veya ilişkinin bitmesi gerektiği. "Dedim kendisine, raf ömrü çoktan bitmiş birisinin peşinden gitme, üzülürsün." • RAFADAN RAFİNE: (d) - Züppe. Havalı. • RAHMETLİYİ SIÇIRTMAK: (d) - Çok öğünmek. "Kendilerini anlata anlata bitiremediler. Bir uçuş o uçuş, rahmetliyi sıçırttılar." • RAHMİ GÖRÜNMEK: (d) - Çok kısa etek giyinmek. Böyle giyinen kimselerle alay etmek için söylenir. • RAHMİ KIRIŞMAK: (d) - Yaşlanmak, kartlaşmak. "Kadının rahmi kırıştı hala ben güzelim demiyor mu, şaş da kal valla." • RAPORLU: (i) - Regl olmak, kadınların aylık kanaması. • REDKİD: (d) - Kadınların aylık kanamasında kullandıkları hijyenik ped. • REKTEFİYE OLMAK: (d) - (fr. - türk. f.) - Yüzünü gerdirmek, estetik operasyon geçirmek. • RENDE: (i) - Cilt bakımı yaptırmak. • RENGEYİĞİ: (i) ve (s) - Aldatılmış koca ya da erkek arkadaş. • RENKLİ: (i) ve (s) - Regl olmak, kadınların aylık kanaması. • RENKLİ GÜNLER GEÇİRMEK: (d) - Regl olmak, kadınların aylık kanaması. • RENKLİ MİSAFİR: (d) - İlk aylık kanama, regl. • RENKLİ TELEVİZYON: (d) - Güzel kalçalar. "Dedim ona ben anamın evinden renkli televizyon getirdim, ya sen… Bir tane anteni kırık radyo." • REPLİK ÇALMAK: (d) - (fr. - türk. f.) - (o.k) - Bir kimsenin söyleyeceği bir şeyi o söylemeden ağzından kapıp söyleyen kimse. & Kendisi sürekli konuşup kimseyi konuşturmayan
Sayfa 136·Kitabı okudu
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sucuklu yumurtayı bir deneyin.” “Önceden akla gelmeyen bir şeyler yiyin. O zaman kendinize gelirsiniz. Rafadan yumurtaya ne dersiniz?” Şehirde bir söz vardır, ne kadar zengin olursan ol, sen de ölürsün. ”Bu, kamu çalışanları çok benciller. Önemsiz yazılarını yazdırmak için zavallı sekreterlerini sabahın köründe uyandırıyorlar. Ölümün misafirlerinizden biri olduğunu gördünüz, değil mi?” Ama artık zaman kötü. Felaketleri soğukkanlılıkla karşılayıp son nefesimize kadar bu tür şeylerle bir daha karşılaşmamayı ümit ederim. yabancılar kolaylıkla vurulup öldürülen kimselerdi. mesleğe yeni başlamış olan delikanlı yumurtadan henüz çıkmış bir civcive benziyordu. En iyisi gerçeği açıklamaktır. Bir tek yalan, yenilerini uydurmak zorunda bırakır insanı. Devamlı yalan söylemek de can sıkıcı bir şeydir.” alçak gönüllülükle, “Ben çok zekiyimdir,” dedi. “Ama pek az kimse bunu anlar. Çünkü insanların çoğunun hayal gücü yoktur.”“Off... Tanrım!” diye bağırdı. Bir ölüyle yalnız kalmak ve konuşacak birini bulamamak korkunç bir şeydi. doğru dürüst düşünebilmek için sükunet ve sessizliğe ihtiyacı vardı. Bir şey olmadan bu kadar korkarsan, adamın biri karanlık bir köşeden fırlayıp sana bıçak çektiği zaman ne yapacaksın? Benim geldiğim yerde insanlar kendi işlerini kendileri yaparlar. Yeni bir kıyafet alır gibi, yeni bir tecrübe sahibi olmak çok hoş bir şey.” Bu büyük diplomatlar dillerini tutmasını hiç bilmezler. Her şey altüst olacak.”Bu günlük skandal çıkmasına neden olacak.”
Edebiyat
Ve ben yumurtalara bakarken o tasta, bilmesem rafadan olduklarını. Başka şeyleri bilmiyorken onu da bilmesem. Öyle işte... Benim olmayan zaman. Küçük mucizelerle birbirine geçmiş. Olmayan benin şifrelenmiş zamanı. Sezgiler, kör dövüşleri, gezgin umutlar, hepsinden berisi hazır kahvaltılar...
Sayfa 78·Kitabı okudu
Alıntı
A Harfi Derleme
abadi: saman rengi kâğıt abak: 1. eski Türklerde ölülerin heykel, resim vb. suretleri 2. matematikte grafik abalı: koruyucusuz kimse abandone: geminin suya gömülmesi, boksörün havlu atması, yarış dışı kalma, çaresiz kalma abani: safrani nakışlı beyaz ipek kumaş abara: 1. su değirmeninde suyun birikerek basıncının artmasına yarayan huni biçimindeki yer 2. tarlada su aktarımını sağlayan tahta oluk 3. tarladaki su yolu 4. eski köy evi tavanında iki kiriş arasındaki boşluk abaşo: 1. gemiyi karaya bağlama 2. altta, aşağıda bulunan abat: 1. bayındır 2. şen ve rahat abdiâciz: alçakgönüllülük bildirir söz abdülleziz: akdenizde yetişen yumrulu bitki abeci: aptal, bön, ahmak, şaşkın abelardize: hadım aberant: saplantılı aberasyon: sapınç aberometre: 1. hassas gözlemlerde hatayı ölçmekte kullanılan aygıt 2. optik sapıncı ölçen aygıt abeslang: dilbasar (dile bastırılan tıbbi çubuk) abırevan: akarsu abis: büyük sularda güneş ışığından mahrum derin yerler. abiş: madenleri tozlaştıran küçük, çelik havan ablacı: sevici (lezbiyen) ablak: yayvan ve dolgun yüz ablatif: çıkma durumu ablatya: geniş/dar gözlü balık ağı ablavut: bön, aptal, sersem abli: yatay serenlerin ucuna bağlı bulunan ve bunları sağa sola veya ortaya çevirmek için yararlanılan halat veya palanga. aborda: teknenin yanını vererek yanaşması abosa: gemide hareket hâlindeki halatın/zincirin bir an durdurulması için komut abra: 1. dara 2. takasta üste verilen şey abramak: fırtınada gemiyi ustalıkla yönetmek abraş: 1. alaca benekli 2. açık renkli lekeli bitki yağrağı 3. çarpık, eğri 4. ters, kaba, görgüsüz 5. çilli, çopur, gözleri açık renk olan 6. atın tüysüz yerinde görülen uyuz benzeri hastalık 7. alaca hastalığı 8. dokumada lekeli, deseni bozuk halı
Sayfa 339 - Bu sözcükler kendimce az bildiğim, hiç bilmediğim veyahut karıştırdığım sözcüklerdir. Tam tanımlamaya üşendiğim için kendi zihnime oturttuğum şekilde tanımladım.
Haykırdım :D
Fakat aşkı ayrılık ateşinde yakmaya ne hâcet; bu çağda bütün aşklar zaten rafadan yaşanıyor! (Rafadan Aşklar Lokantası. Yirmi dört saat taze aşk bulunur. Evlere ve iş yerlerine servis yapılır. Telefon...)
İz Yayıncılık·Kitabı okudu
Edebiyat