abadi: saman rengi kâğıt
abak: 1. eski Türklerde ölülerin heykel, resim vb. suretleri 2. matematikte grafik
abalı: koruyucusuz kimse
abandone: geminin suya gömülmesi, boksörün havlu atması, yarış dışı kalma, çaresiz kalma
abani: safrani nakışlı beyaz ipek kumaş
abara: 1. su değirmeninde suyun birikerek basıncının artmasına yarayan huni biçimindeki yer 2. tarlada su aktarımını sağlayan tahta oluk 3. tarladaki su yolu 4. eski köy evi tavanında iki kiriş arasındaki boşluk
abaşo: 1. gemiyi karaya bağlama 2. altta, aşağıda bulunan
abat: 1. bayındır 2. şen ve rahat
abdiâciz: alçakgönüllülük bildirir söz
abdülleziz: akdenizde yetişen yumrulu bitki
abeci: aptal, bön, ahmak, şaşkın
abelardize: hadım
aberant: saplantılı
aberasyon: sapınç
aberometre: 1. hassas gözlemlerde hatayı ölçmekte kullanılan aygıt 2. optik sapıncı ölçen aygıt
abeslang: dilbasar (dile bastırılan tıbbi çubuk)
abırevan: akarsu
abis: büyük sularda güneş ışığından mahrum derin yerler.
abiş: madenleri tozlaştıran küçük, çelik havan
ablacı: sevici (lezbiyen)
ablak: yayvan ve dolgun yüz
ablatif: çıkma durumu
ablatya: geniş/dar gözlü balık ağı
ablavut: bön, aptal, sersem
abli: yatay serenlerin ucuna bağlı bulunan ve bunları sağa sola veya ortaya çevirmek için yararlanılan halat veya palanga.
aborda: teknenin yanını vererek yanaşması
abosa: gemide hareket hâlindeki halatın/zincirin bir an durdurulması için komut
abra: 1. dara 2. takasta üste verilen şey
abramak: fırtınada gemiyi ustalıkla yönetmek
abraş: 1. alaca benekli 2. açık renkli lekeli bitki yağrağı 3. çarpık, eğri 4. ters, kaba, görgüsüz 5. çilli, çopur, gözleri açık renk olan 6. atın tüysüz yerinde görülen uyuz benzeri hastalık 7. alaca hastalığı 8. dokumada lekeli, deseni bozuk halı
Sayfa 339 - Bu sözcükler kendimce az bildiğim, hiç bilmediğim veyahut karıştırdığım sözcüklerdir. Tam tanımlamaya üşendiğim için kendi zihnime oturttuğum şekilde tanımladım.