her neyse, benim size yazma sebebim bu değil, bu mektubu size tavşancıklar yüzünden yazıyorum, sizi bundan haberdar etmek bana doğru bir davranış gibi geliyor; diğer bir sebepse mektup yazmayı seviyor olmam, ama belki de esas sebep yağan yağmurdur.
Çünkü hayat bizi o kadar hayal kırıklığına uğratır ki, sonunda edebiyatın hayatla hiç alakası olmadığına hükmederiz ve kitapların bize sunduğu değerli fikirlerin yıpranma korkusu taşımadan, karşılık beklemeden, doğallıkla kendilerini gündelik hayatın ortasında sergilediklerini görünce şaşırıp kalırız.
Kitap okurken, bilincim birbirinden farklı durumların hepsini aynı anda, adeta alacalı bir ekranda sergilerdi; benliğimin en ücra köşelerine gizlenmiş özlemlerden bahçenin sonunda gördüğüm, tamamen dışsal olan ufuk çizgisine kadar uzanan bu farklı durumlar arasında en öncelikli, en çok bana ait olanı, hareket halindeki bir kontrol düğmesi gibi her şeyi yöneten güdü, okumakta olduğum kitabın felsefi zenginliğine, güzelliğine olan inancım ve hangi kitabı okuyor olursam olayım, bu zenginliği, bu güzelliği kendime mal etme isteğimdi.