Martin Eden mı demeliyim, Jack London mu?
9/10
·517 syf.··
2026 1. kitabı
Martin Eden mı demeliyim, yoksa sen mi gerçek ismini açıklamak istersin Jack London? Muazzam, muazzam, muazzam… Uzunca bir süre kitaplığımda bekleyen fakat elime aldığımda iki gün içerisinde eriyen, harika bir yarı otobiyografik roman Martin Eden. Genç ve toy bir denizci olan Martin, burjuva sınıfından olan Ruth’a aşık olur ve aşkı için kendini sosyo-kültürel manada geliştirmeye başlar. Ardından olaylar gelişir… Kendi ve Ruth’un sınıfı arasındaki farkları gören ve bu uçurumdan rahatsız olan bir genç adamın, iki sınıf arasında köprü kurma amacı ile çıktığı yolu okuduk bir nevi. Martin’in Ruth’a olan aşkının samimiyetini, gösterdiği azim ile kendini ispatlayışını öyle güzel anlattı ki Jack London, benim gibi bir okuyucu bunun ancak hakkını vermesi gerektiğini söyleyebilir. Çok iyiydi Kitapta beni en çok etkileyen şey, Martin’in kimse ona inanmazken de savaşmaktan vazgeçmeyişi oldu. Kuvvetli bir zihin ve sağlıklı bir bedenden müthiş bir adam yontuşunu okurken ziyadesiyle keyif aldım. Çevresindeki herkes (ablası, eniştesi, kız kardeşi, kız kardeşinin sevgilisi (!) ve hatta aşık olduğu Ruth bile) ona tabiri caizse ‘köpek çekerken’ hiçbirine boyun eğmeden istediği yolda yürüyen Martin Eden bana gerçek bir ilham kaynağı oldu. Kitap bittiğinde Martin’den ayrılıyor olmakta ayrıca canımı sıktı. İki gün gibi kısa bir süre zarfında arkadaş olmuş gibiydik. Benim gibi eski kafalı bir Z kuşağı gencinin, bu dikkat dağınıklığıyla daha uzun bir inceleme yazması ne yazıkki mümkün değil. Fakat biliyorum ki düşüncelerimi ifade edebilseydim, buraya çok daha can alıcı detaylar ekleyebilirdim. Detay demişken, Brissenden detayı… Hemdert dediğimiz bu adam gibi olur ve olmalıdır. Bana hakiki bir dost okuttuğun için teşekkürler Brissenden. Son olarak söyleyebileceğim
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Puan vermedi·125 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 19:54
Evlenmek istemeyen asi bir kadın (Katherina) ve onunla iddia uğruna evlenip onu “Yola getirmeye” çalışan dik kafalı bir adamın (Petruchio) trajikomik çatışması. Kitap boyunca “Hırçınlık kimde? Toplumda mı, Katherina’da mı?” diye sormadan edemiyorsunuz. Karakterlerin birbirini alt etmeye çalıştığı sahneler adeta bir tiyatro sahnesi gibi gözümün önünde canlandı. Dönemine göre manipülasyonu ve insan psikolojisini harika işlemiş dahi yazar. Keyifli okumalar
Hırçın KızWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20125,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kitap Yorumu Ve Özetidir Spoiler !!
9/10
·400 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 16:44
Karanlık Tutkular serisinin üçüncü kitabı Aşka Düşünce'yi an itibarıyla bitirmiş bulunmaktayım. Açıkçası kitabın ilk 20-30 sayfasını okurken beni biraz sıkacakmış gibi hissettim. Hatta serinin diğer kitaplarına göre daha yavaş ilerleyeceğini düşündüm. Ancak yaklaşık 50-60 sayfa sonrasında hikâye öyle bir açıldı ki elimden bırakamadım. Hatta şu an için seride en sevdiğim kitabın bu olduğunu söyleyebilirim. İlk iki kitapta kadın karakterleri erkek karakterlerden daha çok sevmiştim. Erkek karakterler de güzeldi ama benim için kadın karakterler daha ön plandaydı. Bu kitapta ise durum tamamen tersine döndü. Ras benim için kitabın yıldızıydı. Tam anlamıyla bir green flag karakterdi. Koruyucu, anlayışlı, sabırlı ve sevdiği kadın için her şeyi göze alabilecek bir adamdı. Gemma'yı da sevdim fakat bazı noktalarda ona sinir olduğumu söylemeliyim. Evet, çocukluğundan beri baskı altında büyütülmüş, ailesi için yaşamaya zorlanmış bir karakterdi ama yine de bazı gerçekleri daha erken görmesini ve bazı kararları kendi adına almasını isterdim. Bu yüzden zaman zaman beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Konuya gelecek olursak, Gemma'yı ilk kitaptan zaten tanıyoruz. Kendisi Vale'nin kardeşi. Vale ve Damiano'nun hikâyesini ilk kitapta okumuştuk. Gemma ise yıllardır ailesinin beklentileri doğrultusunda yaşayan, kendi hayatını ikinci plana atan bir karakter. Babasının baskısıyla Rafael ile evlenmek zorunda bırakılıyor. Aslında bu evliliği istemiyor fakat ailesinin zarar göreceğine inandığı için kabul ediyor. Ras ise Damiano'nun en güvendiği adamlardan biri ve uzun zamandır aile için çalışan biri. İlk kitaptan beri Gemma ve Ras arasında bir çekişme olduğunu görüyorduk. Sürekli birbirlerine laf sokuyorlar, birbirlerini sinir ediyorlar ama aynı zamanda aralarında inkâr edilemez bir çekim de
Aşka DüşünceGabrielle Sands · Artemis Yayınları · 2025215 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 5. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:49
Halide Edip Adıvar’ın Tatarcık romanını okurken insanın aklında yalnızca bir kadın karakter kalmıyor. Aynı zamanda bir toplum düşü ve bir insan modeli beliriyor. Roman, ilk bakışta güçlü bir genç kadının öyküsü gibi görünse de, aslında bundan çok daha fazlası var. Halide Edip, Lale yani Tatarcık üzerinden yalnızca bir karakter kurmuyor. Cumhuriyet döneminin “nasıl bir kadın, nasıl bir aydın, nasıl bir toplum” sorularına da kendi cevabını veriyor. Bu yüzden Tatarcık, yalnızca bir roman değil, aynı zamanda bir zihniyeti de temsil ediyor. Romanın merkezinde yer alan Lale, sıradan bir kadın kahraman değildir. O, babasının ölümüyle birlikte yalnızca aile içinde bir boşluğu doldurmaz. Nerdeyse onun yerini alır. Evin yükünü sırtlanır, sorumluluk üstlenir, geçim derdiyle yüzleşir. Fakat Halide Edip’in başarısı, Lale’yi yalnızca fedakar bir "ev kızı" olarak çizmemesinde yatar. Çünkü Lale’nin öyküsü yalnızca “ailesi için kendini feda eden iyi kız” öyküsü değildir. O aynı zamanda kendini yetiştiren, eğitimini sürdüren, yabancı dil öğrenen, ders veren, düşünen, araştıran, hareket eden, balığa çıkan, bisiklet süren, hayatın içine karışan bir kadındır. Yani Halide Edip, Lale’de yalnızca güçlü bir kadın değil, kendi ayakları üzerinde duran, zihinsel ve bedensel olarak özgürleşmiş bir kadın yaratır. Tam da bu noktada Tatarcık’ın kadın sorununa nasıl baktığı belirginleşir. Halide Edip için kadın, korunması gereken kırılgan bir varlık değil; kendini kurması, geliştirmesi, çalışması ve toplum içinde yerini alması gereken bir öznedir. Kadınlık, romanda edilgenlik ile değil; emekle, bilgiyle, iradeyle ve sorumlulukla tanımlanır. Lale’nin güçlü oluşu yalnızca başına buyruk olmasından değil, kendi emeğiyle var olmasından gelir. Onun kişiliği dış görünüşten ya da evlilikten değil,
Edebiyat
TatarcıkHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 2019688 okunma
Ben de kendi kardeşimin hikayesini merak ediyorum.
9/10
·330 syf.··
2026 59. kitabı
Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikâyesi kitabı, okurken bana biraz Ahmet Ümit romanlarını hatırlattı. Polisiye tadı taşıyan, merak unsurunu sürekli canlı tutan ve okuyucuyu son sayfaya kadar peşinden sürükleyen bir kitap. Olay örgüsü oldukça başarılı kurulmuş ve karakterler yine Livaneli’nin güçlü olduğu alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Kitabın en etkileyici yanı ise sonu oldu. Uzun zamandır bir kitabın finali beni bu kadar şaşırtmamıştı. Beklemediğim şekilde biten ve son sayfayı kapattıktan sonra insanın zihninde dönmeye devam eden kitaplardan biri. Hatta benim için beynime çivi gibi çakılan eserlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Bazı kitapları çok beğenirsiniz ama bir kez okumak yeterlidir. Kardeşimin Hikâyesi benim için öyle olmadı. Aradan zaman geçtikten sonra tekrar okumayı isteyebileceğim nadir kitaplardan biri oldu. Çünkü ikinci okumada farklı ayrıntıları yakalayabileceğimi düşünüyorum. Genel olarak Zülfü Livaneli’nin yazım dilini seviyorum. Duyguyu okuyucuya geçirebiliyor, karakter seçimleri başarılı ve olay örgülerini ustalıkla kuruyor. Ayrıca azınlık hakları konusunda duyarlılık göstermesini ve bu konuları görünür kılmasını değerli buluyorum. Ancak sevdiğim bir yazar olmasına rağmen, eserlerinin genelinde bazen inançlı insanları ya da milliyetçi kesimi daha katı, daha cahil ve daha kalın kafalı göstermeye meyilli olduğunu düşünüyorum. Azınlık haklarını savunmaya çalışırken bu kesimlere zaman zaman haksızlık ettiğini hissediyorum. Bu durum yazarla ilgili küçük bir eleştirim olsa da kitaplarını okumama engel olmuyor. Sonuç olarak Kardeşimin Hikâyesi, sürükleyici kurgusu, çarpıcı finali ve insanı uzun süre düşündüren yapısıyla benim için unutulmayacak kitaplardan biri oldu.
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,7bin okunma
8/10
·364 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:50
“Aptal olmamak, bilgeliğin başlangıcıdır.“ Horatius Eserin yazarı Christoph Martin Wieland (1733-1813), Alman mütercim, şair ve de yazar. Mütercim olarak Shakespeare'in 22 tane oyununu Almancaya ilk defa çevirip yayımlamıştır. Kendisinin en mühim eseri ise okumuş olduğum Abderalılar romanıdır. Abderalılar, ilk defa 1774 senesinde tefrika edilmeye başlanıyor ve kitap olarak da ilk baskısı 1781 senesinde yapılıyor. Abderalılar için felsefi unsurlar da içeren bir tarihî roman diyebiliriz. Zâten Wieland'ın kendisi de bu eseri için "Dahi İle Dar Kafalılar Üzerine Bir Felsefe Romanı" ifadesini kullanıyor Abdera, malûm olduğu üzere bir Yunan antik şehridir. Milattan Önce 7. asırdan itibaren tarihî kayıtlarda yerini alıyor. Abdera halkının karakteri tarif edilirken öne çıkan özellikleri için şunlar söylenir: Çabuk parlayıp çabuk sönen, dar kafalı, dar görüşlü, çoğunluğun güldüğüne ağlayan ve çoğunluğun ağladığına gülen, tuhaf takıntıları olan, kendilerini akıllı zanneden, bilge biriyle karşılaştıklarında onu yermeye çalışan değişik bir millet. Meselâ Abderalı bir düşünür olan Demokritos'un bunlardan çekmediği kalmıyor. Eserde de geçtiği üzere Demokritos, bu dar kafalara laf anlatamadığı için şehrin ücra bir yerine gidip orada yaşamaya çalışıyor ama Abderalılar kendisini orada da rahat bırakmayıp sık sık ziyaretine gelip tuhaf sorularla rahatsız etmeye devam ediyorlar. Hatta bu da yetmiyor ve devrin meşhur hekimi Hippokrates'i davet edip ondan Demokritos'u deli ilân etmesini bile istiyorlar. İşte Wieland, bu eserinde, Abderalıları mizahi bir üslup ile hicvederek anlatıyor. Yazarın bu dar kafalı insanları psikolojik olarak tahlil edip, tasvir etmesi oldukça başarılı. Zâten metni okuduktan sonra da anlıyoruz ki aslında Abderalılar hâlâ yaşıyorlar ve onların neslinden
AbderalılarChristoph Martin Wieland · Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları · 1992146 okunma