İktidar paylaşılacak bir şey değildir Saffet bey. İktidarı ele geçirenler, onu kaybettiklerinde her şeyini kaybedeceklerini bilirler. Şöhretlerini, paralarını, istikballerini… Başlangıçta derdi iktidar olmayanlar için bile geçerli bu. Ulvi amaçlarla yola çıkan ihtilal, başarılı olunması halinde ikbal, aksi durumda idam demektir. Hayatım, aklında vatan sevgisinden başka hiçbir şey olmayan ihtilalcilerin idam sehpalarına çıkmalarını izleyerek geçti. Tersi de olabilirdi. İktidarı ele geçiren onlar olsaydı, ipin ucunda sallananlar ötekiler olacaktı. Demek istediğim şu: iktidar rakip kabul etmez, paylaşılmaz, vazgeçilmez bir güçtür.
Oysa evlilik eşlerin rakip olduğu bir yarış değildir. Her iki tarafın kendi ailesini belli bir sınır dahilinde tutması gerekir. Kök ailelerin ise çocuklarının kendilerine gelip evlilikleri ile ilgili bir duruma paylaşmadığı müddetçe evliliğe dahil olmamaları gerekir ki esler evliliğin içinde krizlerini baş başa değerlendirebilme şansı bulsunlar.
Utanç verici bir biat kültürümüz var. Boğaziçi Üniversitesi gibi başka ibret verici bir örnek de siyasi partiler. Hepsinin yapısı diktatörlük. Bir yandan da memlekete demokrasi diye sesleniyorlar. Kim inanır. Ama inanıyoruz. Masallarını içselleştirdik, kurtuluşu kişilerin kendilerini de kandırdıkları yalanlarında aradık. Rakip partinin başkanına yüklenmek kolay. Sıra kendi partinin başkanına gelince boynunu büküyor, düğmelerini ilikliyorsun. Türkiye'de muhalefet olmak da utanç verici!
“ Batılı toplumların kültür ve sanat duyarlılığı tartışılamaz!”
“ Kendi medeniyetlerinin ürettiği eserlere karşı mutlaka böyledir, ama kendilerine rakip olacak başka medeniyetlerin eserleri için aynı titizliği gösteriyorlar mı sence ?”
Birdenbire, yoğun ama pek hak edilmemiş bir coşkunun ortalık yerinde duyulan kaygıyı duyuyorum. Köşe başında, kıskanç bir rakip gibi felaketin pusu kurduğu kaygısını duymak!
Gerçekten Bizans’ın çökmesi ve Türkmenlerin hayatiyet içinde bulunmaları, küçük Osmanlı Beyliği’ne parlak bir istikbal hazırlamakta idi. İslam’ın gaza ruhu Bizans’ın karşısında ve Osmanlı Hanedanı etrafında toplanıyordu. “Bursa İslam Cihadı ve Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin” merkezi oluyor; Türk alim, şeyh ve dervişleri, Türkmen babaları Osmanlı gazileri ile orada yeni bir kudret ve hayatiyeti yaratıyordlardı. Fevkalade mahir denizci ve imanlı gaziler olan Aydın Oğulları Adalar Denizi’ni ve sahillerini çalkaladıkları bir zamanda Osmanlı gazileri, 1356’da, bir sal ile, sessizce Çanakkale Boğazı’nı geçiyor ve Rumeli’ye ayak basıyorlardı. Bu geçiş çok mütevazı başlamakla beraber şiddetli Haçlı mukabelerine maruz kalmış; fakat çok yüksek bir kudrete üstün vasıflara sahip olan Osmanlılar Haçlıları, 1363’de Edirne civarında Sırpsındığı, 1389’da Kosova ve 1395’de Niğbolu’da imha etmiştir. Böylece bu gazi devlet Rumeli’de kuvvetle yerleşmiş ve ondan sonra Anadolu’da yayılma ve ilhaklarla genişlemiş, Niğbolu’ya kadar uzanmıştır. Fr. Grnard’ın ifadesiyle “Niğbolu Zaferi, Hristiyan Avrupa’nın Müslüman Türklere mağlubiyetini tescil etmiş ve bundan sonra da artık Türk ilerleyişini durdurmak mümkün olamamıştır. Bu kudret ve fetihler Osmanlılarda eski Türk Cihan hakimiyeti mefkuresini canlandırmış ve gerçekte bir aşiretten “Cihangirane bir devlet” çıkmıştır. Genç ve dinç Osmanlı Devleti’nin kahraman sultanı Yıldırım Bayezid Niğbolu’da esir aldığı Fransız ve Alman Şovalyelerini serbest bırakırken onlara : “Bir daha benim aleyhimde silah kullanmamak için yaptığınız yemini size iade ediyor; sizi silahlarınızı elinize almağa ve bütün Hristiyanları bize karşı toplamağa davet ediyorum. Bu suretle bana yeni zaferler, şan ve şeref kazandracaksınız.” İfadelerini de zarif bir istizahda
Ötüken, İstanbul, 2008, Osman Turan, dipnot :14 Grandeur ry decadence de l’Asie, s. 62, 15Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, trc. Mehmet Ata 1, s.288·Kitabı okuyor