"Bir takım budalalar varmış; Atatürk geride kaldı diyen. Bunların adına aşırı solcular deniyormuş. Atatürk, sağ mıydı, sol muydu? Herhalde ileriye koşmakta herhangi bir devrimciden çok daha aşırı idi. Nice yüz yıllık çağ merhalelerini bir atlayışta geçip gitti. Ufuk o'na dar geliyordu."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini.
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını.
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum."
"opium magnifies that which is limitless,
lengthens the unlimited,
makes time deeper, hollows out voluptuousness,
and with dark, gloomy pleasures
fills the soul beyond its capacity.
all that is not equal to the poison which flows
from your eyes, from your green eyes,
lakes where my soul trembles and sees its evil side...
my dreams come in multitude
to slake their thirst in those bitter gulfs.
all that is not equal to the awful wonder
of your biting saliva,
charged with madness, that plunges my remorseless soul
ınto oblivion
and rolls it in a swoon to the shores of death."