Raphael Pumpelly 1900'lerde, Fredrik Hiebert ise bir asır sonra bölgede çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu iki mahir Amerikalı arkeoloğun araştırmaları sayesinde Bronz Çağı'ndaki Orta Asyalıların ekmek yapmak için buğday eken ilk insanlar olduğu öğrenilmiştir.
Max Raphael tüm sanatın amacının nesneler dünyasını parçalamak ve bir değerler dünyası kurmak olduğunu söylemiştir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Daha da net olmak gerekirse, eğer IPCC'nin tavsiyelerine uyarsak, şu anda tasarlandığı haliyle dünya ekonomileri katiyen bu işten sağ çıkamaz. Örneğin sıcaklığı 1,5 °C'nin altında tutma olasılığımızın %66 olması için salımları on yıl süresince yılda %7,6 oranında azaltmamız gerekecek. Bu da maruz kaldığımız kapanmaların ekonomik etkilerini en az on yıl üst üste uzatmak (ve hatta pekiştirmek) anlamına gelir!
Sayfa 182·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Şu şeytani alternatifin hâlâ geçerli olduğuna ikna olmuş vaziyetteyiz: Maddi ve enerjetik büyümeyi sürdürerek endüstriyel uygarlıgı "kurtarmayı” seçersek ekosistemler değişmeye devam edecek ve bu da "bildiğimiz anlamda dünyanın" sonunu getirebilir; fakat aksine, biyosferi korumayı seçersek uygarlığımızın çılgınlar gibi koşturmasını birkaç ay içinde durdurmamız gerekir ki bu da amansız bir toplumsal ve ekonomik çöküşü tetiklemek anlamına gelecektir. Yani ha o çöküş ha bu. Seçim sizin!
Sayfa 182·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Herkes felaketin yakın olduğunu bilecek ama kimse diğerlerinin bildiğini bilmeyecektir. Herkes birinin bir gaf yapmasını, yani inandıklarını kamuoyuna açıklamasını bekleyecek, ama nihayetinde kimse bundan bahsetmeyecektir. Herkes tarafından tanınmakla birlikte bu inanç ortak bir bilgi (common knowledge) olamayacaktır. Hele hele ortak bir eylem hiç olmayacaktır zira bu, sanayileşmiş toplumların üretim ve tüketim biçimlerini radikal şekilde değiştirerek kamusal politikalarını altüst etmeyi gerektirir. Bu da vatandaşların kendilerinin bu dünya modeline -çöküşün yakın olduğu inancına sahip olduklarını ve yaşam biçimlerini radikal şekilde değiştirmenin doğuracağı sonuçları kabul ettiklerini varsaymaktır. Dolayısıyla çöküşün inkârı, mantıklı düşünmeyen ya da yeterince bilgi sahibi olmayan varlıklar olan her bir bireyin zihninde gerçekleşen bir inkâr değildir; speküler ilişkilerden kaynaklanan bir sistem etkisidir. Bu sebeple de çok sayıda geçişçi ve büyüme karşıtı topluluk hızla büyümezse çöküş kaçınılmazdır; bunun nedeni çöküşün yaşanacağına dair bilimsel verilerin hiç de kesin olmayışı değil, insanın içinde yaşadığı toplum psikolojisinin doğru zamanda doğru kararlar almasına olanak vermemesidir.
Sayfa 170·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Çöküşün keskinliğine dair kimilerinin sahip olduğu bu sezgi, başkalarının tepkileriyle karşılaştığında işler iyice karmaşıklaşıyor. O zaman devreye, yaklaşan eşik üstü bir olay karşısında toplumun eylemsizliğini bireysel iradelerin üst üste eklenmesinden daha iyi açıklayan “speküler” bir mekanizma girer. Çöküşün yakın olduğuna ikna oldum diyelim, bunu da yakınlarımla ya da tanıdıklarımla paylaşmaya çalıştım. Birkaçının benimle hemfikir olması mümkün, fakat şimdilik ve genellikle çoğunluğu, küresel ekolojik konuların gayet farkında olanlar dahi önce inkâra sığınacak, bilişsel uyumsuzluğa düşeceklerdir. Sonuçta bu insanlar çöküşü durdurmak için kolektif bir eylemde bulunmayacaklardır. Dahası, paradoksal şekilde, insanların çoğunluğu çöküşün yakınlığına nihayet ikna olmuş olsalar dahi (mesela Fransa'da) bu çoğunluğun tehdide karşı etkili bir şekilde harekete geçmek için örgütlenmesi pek olası değil. Etkili bir şekilde derken şunu kastediyorum: Bu hipotezin gerçekleşmesine karşı mücadele etmek için büyük kaynakları hızla seferber etmek ve bireysel ile kolektif davranışları gerektiği şekilde değiştirmek. Belirli bir bölgede insanların çoğunluğunun dehşet verici bir gerçeğe içtenlikle inandığı ancak kimsenin (ya da neredeyse hiç kimsenin) bu gerçek karşısında bir şey yapmadığı bu tür durumların örnekleri çoktur. İklim değişikliğinde mesela durum budur; Avrupa vatandaşlarının çoğu bunun insan kaynaklı bir olay olduğunu kabul ediyor ama son yirmi beş yıldır bu olguyla mücadele etmek için ortaya konulan bireysel girişimler ve kamu politikaları içler acısıdır. Aynı durum 20. yüzyılın son çeyreğinde Saddam Hüseyin diktası için de geçerliydi; Iraklıların çoğu bunu zulüm görüyordu fakat bu bireysel görüşlerin toplamı rejimin devrilmesine yol açmadı. Iraklılar nefret ettikleri bu
Sayfa 168·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme