Ve doludizgin gelerek can çekişenleri, yaralıları kılıçtan geçiren atlılar. Ve ıssız, uçsuz bucaksız kumların üstüne uzanmış at, asker, top arabası, katır ve deve ölüleri. Bir de uzak dağlardan akıp gelen, durmadan göklerde dönen kartallar.
Kartallar, göklerde yan yana, kanat kanada, akan suyla, suyun üstündeki ölülerle birlikte aşağı akıyor, arada sırada da nehrin kıyısına vurmuş ölülerin üstüne iniyorlardı.
“Şimdi harp meydanında çok ölü, çok ölü var. Ölüler çölün çölün kumlarına serilmişler. Çok da ceylan ölüsü var. Ceylanlar da çölün kumlarına serilmişler.”
Kadim bir sevinç türküsü esen seher yeliyle birlikte denize, adaya, tanyerlerine, yüreklere uçuştu. Seher yeliyle birlikte yerlerinde duramayan dinleyenler de bir gövende durup bütün bedenleriyle sevince kesmiş oynayacaklardı. Kuşlar gibiydiler.
"Yiğit, temiz bir adama benziyor."
"Hak aşığıdır. Bizim Toroslarda bunlar, ermiş kişilerdir. Bir hak aşığı, beylerden, paşalardan daha çok hürmet görür. Hak aşıkları yalan söylemez, riya, kötülük bilmezler. Çok yüreklidirler. Gözlerini daldan, budaktan esirgemezler. Bu adama güvenilir, çok da onurlu bir kişi. Böyle bir kişi incitmeye i gelmez."