“Aleviler, bir dedeye, bir babaya niyaz ederlerken sağ dizlerini yere koyarlar, onun elini öyle öperler. Dede de niyaz edenin elini öper. Melek Hatunla Musa Kazım Ağaefendi böyle yaptılar. Bir çocuk bile elini öpse bir dedenin, o da çocuğun elini öper.”
Belki bir daha yurtlarını hiç göremeyecekler, hasretlikten ölecekler. Belki de birkaç çok yaşlı kişi bir yolunu bulacak, bir iki günlüğüne, çekinerek, ürkerek doğdukları yere hasret gidermeye gelecekler, çocukluklarının, gençliklerinin, en güzel düşlerinin adalarını bulamayacak, düş kırıklığıyla evlerine geri dönecekler, bundan sonra da, ölene kadar mutsuz kalacaklar. İnsan, düşleri öldüğü gün ölür."
“…bütün dünyanın çiçeklerini yüklenmiş o dev armut
ağacı, bu ince dalgalı deniz de büyülüyor beni. Ben tepeden tırnağa büyülenmiş bir insanım kardeş. Bütün büyülerden bir şey, bir tek bir şey öğrendim ki büyü insandadır. Büyü insanın gözündedir. Büyü insanın kulağında, burnunda, yüreğindedir.
Dünyanın en güzel büyücüsü, o sevgiyle dopdolu olan insanın gözünde, burnunda, yüreğinin kökündedir."