İnançlar, insanın yaşam yolculuğunda dayanabileceği bir bastondu sadece, yolunu bulmasına ve yere düşünce tekrar doğrulmasına yardım ediyordu.
Küçüklüğünde, üvey babasının ona anlattığı bir hikayeyle pek eğlenmişti, bir maymun eline sopayı alıyor ve aniden insan oluyordu. Şimdi şöyle düşünüyordu; o günden bu yana kurnaz maymun demek ki sopayı hala elinden bırakmamıştı fakat yine de dimdik yürüyemiyordu.
İnsanın bu dayanağa neden ihtiyacı olduğunu anlamıştı. O olmaksızın hayat, terk edilmiş bir tünel gibi bomboştu.
Umutsuzluğu, hayal kırıklığı, bu korkunç, ıssız dünyada insanın tamamen yalnız olduğuna bir türlü inanamaması, Artyom'un aklından geçiyordu. Artyom'un, bu kozmik yalnızlığı ancak bu vahşi yaratığın, kurgulanmış çirkin bir tanrısallığa duyduğu umutsuz özlemle dolu haykırışından sonra anlamaya başlaması ne kadar garipti!
"...İnsan o sonsuz kibriyle, sevdiği ve kendi için değerli olan her şeyi yok ettiğine pişman olacak. Yanılgılar ve hayaller içinde yaşadığı yüzyıllardan sonra iyiyle kötüyü, yalanla gerçeği birbirinden ayırmayı elbet öğrenecek! Can çekişmeniz uzun sürmesin diye, merhamet hançerini kalbinizin ortasına saplayacağız. Çürüyen uygarlığınızın laçkalaşmış kalbine... O gün yakındır."