Her duydukları şey üzerinde inceden inceye fikir yürütürler ama aslında hiçbir şeyle de candan ilgilendikleri yoktur. Ha böyle gürültü patırtı etmişler, ha uyumuşlar, hepsi bir. Konuştukları şeyler kiralanmış elbiseler gibi, kendi malları değildir. Yapacak işleri olmadığı için güçlerini öteye beriye harcarlar. Her şeye sarılan ilgileri, ruhlarının boşluğunu ve sevgi yoksulluklarını kapayan bir örtüdür. Ama orta halli bir yol seçmek ve orada derin bir iz bırakarak yürümek işlerine gelmez; çünkü böylesi can sıkar, göze çarpmaz; çok şey bilmek o zaman işe yaramaz, gösterişe yer kalmaz.
Yolunda sebatla, şevkle yürürdü; parasına göre yaşar, dakikalarının da rublelerinin de hesabını bilir, harcadığı heyecanı, ruh gücünü dikkatle ölçüp biçerdi.
Maddenin hallerinden biri de olağanüstü olandır. Olağanüstü haldeki okulun ağırlık merkezi, boşta kalmış çocuklar nerede toplanıyorsa oraya kayıyordu. Ani buran dalgayla sallanan bir kayık gibi sağa sola yalpalıyor ve sadece bahçedeki Derda'nın midesi bulanıyordu. Diğerlerinin herhangi bir denge sorunu yoktu. Bu yüzden yere düşen tek çocuk Derda oldu. Denize düşer gibi. Boğulmadı ama dilini yutmasın diye yüzükoyun yatırdılar. Düşmemiş de uzanmış gibi.
İnsan aynı yere, asla tesadüfen geri gelmezdi.
Saşa'nın babası bunu her zaman söylerdi. İnsan bir şeyleri değiştirmek, bir şeyleri iyileştirmek için geri döner. Bazen Tanrı, bizi gözden kaybettiği yere, yakamızdan tutup bizi geri getirir. Bunu ya verdiği hükmü yerine getirmek ya da ikinci bir şans vermek için yapar.