İlme, ışığa, güneşe uçuyordun, ebedi hakikatin büyük aydınlığına ulaşmaktan başka kaygın yoktu; fakat öteki dünyaya, açıklık, akıl ve bilgi dünyasına bakan göz kamaştırıcı pencereye atılırken, sen ey kör sinek, ey akıldan izandan yoksun âlim, kaderin seninle ışık arasına ördüğü o incecik örümcek ağını göremedin; gözünü karartıp ortaya atıldın, sefil çılgın ve şimdi kafan yarılmış, kanatların koparılmış, kaderin demir antenleri arasında çırpınıyorsun!
Kuru bir akağaç yaprağı kopmuş, yere düşüyor; harakterleri bir kelebeğin uçuşuyla aynı. Tuhaf değil mi? En kederli ve ölgün olan her şey neşeli ve canlı olana benziyor.