Kristin Hannah benim için çok özel bir yazar. Onun kitaplarını konusunu okumadan direkt alıyorum çünkü kitabı beğeneceğime adım kadar eminim! Bu kitabı bana çok sevdiğim birisi hediye etti ve tabii ki beğendim.
Kitapta bir aile hayatını ve o ailenin yıllar içerisinde hayatlarında oluşan değişime tanık oluyoruz. Kitaptaki ana karakterimiz olan annemin üniversitede tanışıp, aşık olup evlendiği kocasıyla güzel bir hayat yaşarken buna iki çocuk ekleyip taçlandırıyorlar. Çocukları olduktan sonra annemin bütün hayatını, her şeyi kenara bırakıp çocuklarıyla, onların eğitimiyle ilgileniyor. Babamızda evi geçindirme ve hayallerinin peşinde koşma isteği ile sürekli seyahat etmek zorunda kalıyorlar.
Kadının bütün hayallerinden vazgeçmesi ve çocuklarıyla ilgilenmesi ilk başta onu rahatsız etmiyor çünkü çocuklar bütün zamanını dolduruyor ta ki onlar üniversite için şehir dışına çıkana kadar. Sonrasında hikayemiz başlıyor.
Farkında olmadan aslında ne kadar çöktüğünü görüyor yalnız kalınca. Kocasının peşinde koşmak, sürekli yeni yerlere taşınmak, yeni insanlar tanımak için kasabadaki derneklere, kulüplere üye olmak... ve daha bir sürü şeyin onu aslında yorduğunu yıprattığını görüyor.
Bana göre ilişkide insan kendisinden bu denli feragat etmemeli. Bu kişiyi mutsuz etmeye yeterli bir sebep. İlişki de bir kişinin mutsuz olması demek ilişkinin yürümemesi için yeterli bir sebeptir.
Kitabı tavsiye eder yazarı ise her zaman, her saniye tavsiye ederek yorumumu sonlandırıyorum. İyi günler.
Konstantiniyye Oteli bizlere Osmanlı dönemini ve unuttuğumuz değerleri tekrar hatırlatan bir kitap. Kitapta adı geçen her karakterin, garsonun dahi hayat hikayesini anlatıyor. Hepsinin başından kötü olaylar geçmiş, zor şartlar altında buralara kadar gelmişler. Mezhepler dahi bu kitabın konusu içerisinde. Paranın olduğu yerde insanların nasıl kendilerine ters gelecek tavırlara girdiğini de görüyoruz. Parası olmasa selamını bile almayacak kişilerin boş muhabbetlerini dinliyor, bel altı şakalarına gülerek eşlik ediyorlar. İnsanların bu iki yüzlülüğünün kitapta bu şekilde vurgulanması beni doğal olarak rahatsız etti ve belli kısım insanlardan tekrar nefret etmeme sebep oldu.
Zülfü Livaneli'yi eleştirmek tabii ki haddime değil. Ancak bir okur olarak fikrimi söylemek isterim ki; kitabın sonlarına doğru sanki uzatmak için özel olarak uğraşmış gibi geldi bana. Ve o kadar fazla absürtlük vardı ki! Son kısımları ben yazara saygımdan okudum. Ne var ki onları atlasam da kitabın kurgusunda kaçıracağım bir yerin olacağını düşünmüyorum.
İnsan çağı yaşarken yeniliklerin hayatımızı nasıl değiştirdiğini pek fark edemiyor. Sanki yavaş yavaş dünyanın rengi değişiyor ve biz eski renkleri unutup yeniliklere adapte oluveriyoruz.