📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitabı okuyan herkesin bu konuda farklı fikirlere sahip olduklarını görüyoruz.Ancak özellikle dizi sonrası çok fazla sığ ve yüzeysel bakışla yapılmış yorum görmek biraz sinir bozucuydu bu yüzden şimdi daha detaylı bir şekilde ele alalım. Saplantı mıdır aşk mıdır bunu düşünmeden önce aklıma gelen diğer şey ise Kemal saplantılı bir aşık olamaz mı sorusuydu saplantılı olmak aşka tamamen zıt mıdır yoksa aşkın tehlikeli bir yöne evrilmiş kötü ikizi mi?
Açıkçası kitabın her satırında, Kemal'in Füsun'dan bahsettiği üç cümleden birinde ona olan sevgisinden çok onunla olduğu zamanlardaki kendi tatmin olmuş haline, fiziksel özelliklerine olan hayranlığına ve onu elde etmiş ollmasının mutluluğuna şahit oluyoruz. Ama Kemal takıntılı narsist biri diyip bu konuyu kapatabileceğimiz kadar basit de değil aslında konumuz. En başından bakacak olursak Kemal'in nişanlısına hediye almak için çok mutlu bir şekilde gittiği butikte ilk görüşte Füsun'a böyle bir hayranlık beslemesi onun ne istediğini bilmeyen bir karakter olduğunu düşünebileceğimiz ilk olaydır. Tabii olayların ilerlemesi ve ikisinin Merhamet apartmanındaki buluşmalarında Füsun'la birlike olabilmenin ona verdiği bu mutluluğun tek sebebi ona olan sevgisi değildi. Bunu anlamak için Füsun'un Kemal'i terk ettiği döneme bakabiliriz aslında Kemal her şeyi elde edebilmiş hayatı boyunca yokluk çekmemiş ve aynı çevrenin etrafında sabit bir hayat sürmüş bir karakterimiz. Füsun gittiğinde ona ulaşamamak, istediğinde elde edememek belki de hayatında ilk kez yaşadığı bir duygu bu süreçte acı çektiği upuzun sayfalarda sanki bu acıdan beslenip acısını romantize eden bunun içinde saplanıp kalmayı sevmiş bir durumdaydı sanki ve böyle hissettiren belki de olayın akışından çok kemal'in ağzından yazılmış bazı cümlelerin rahatsız ediciliğindendi
Tom nadir görülen bir hastalık sonucu yaşlanması yüzyıllar süren çok yavaş yaşlanan ve haliyle yüzlerce yıl sonra 41 yaşında normal bir görünümünde göreceğimiz ama aslında 1500lü yıllardan beri yaşayan başkarakterimiz. Aslında normal sayılabilecek hayatı ergenlikten sonra hiç değişmemesi yani yaşlanmasının neredeyse durması sonucu fazlasıyla değişir ve annesi oğluna büyü yapmış bir cadı olması düşünüldüğü için öldürülür. Bu olaydan sonra Tom için hayat tanınmamak için farklı ülkelere, şehirlere giderek ve en önemlisi bağlanmaktan kaçarak devam eder. İnsanlar için bağlanmamanın ve bir duygu beslemekten kaçarak yaşamanın imkansızlığının hepimiz farkındayız ve süreç Tom için de böyle ilerler.Tüm olası risklere rağmen onu evine alan Rose'a aşık olur ve buna karşı koyamaz.
Spoiler içeren bir inceleme olmasını istemediğim için buradan sonrasını okumanıza bırakıp fikirlerimi söylemek istiyorum.
Bu kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk şey, hayatımızın ölçüsünün ''yaş'' yani yaşadığımız süre değil kendimiz hissederek yaşadığımız süre olduğuydu. Her ne kadar bizim kendimiz hissetmeden yaşama durumumuz Tom'dan çok farklı olsa da sevdiklerimiz olmadan hatta bizim zamanımızdan yüzlerce yıl sonra bile yaşamak çok farklı olurdu. Bundan 100 yıl önce ya da sonra hala 18 yaşında biri olarak hayata uyum sağlamak neredeyse imkansız geliyor. Tabii diğer yandan da 500 yıl yaşayacaksam hala genç kalmayı tercih eder miydim onu da bilemiyorum ama benim için en zor sevdiklerimi kaybetmek, onlardan asırlar sonra bile hayatta kalmak olurdu galiba yani Zamanı Durdurmanın Yollarında aslında duran şey zaman değil her şeyini kaybetmiş ve buna mahkum olan bir adam bence.