Hayvan Çiftliği, fabl tadında yazılmış, edebiyatın yalın görünen ama içten içe derin bir çalkantıyı saklayan eserlerinden biri olmayı sonuna kadar hak etmiş bir kitap. Orwell, bu kısa romanında kelimeleri yalnızca bir anlatım aracı olarak değil, adeta keskin bir neşter gibi kullanarak dönemin siyasal yapısını incelemiş, parçalara bölmüş ve metaforlarla süsleyerek okurun önüne koymuştur.
Yazıldığı zamanlardaki sovyet devrimini ve ardından kurulan Stalin yönetimini İngiltere'deki bir çiftlik üzerinden eleştiren yazar her hayvanı toplumsal bir simge gibi göstererek metaforlaştırmış, sistemi gerçek bir vücut haline getirmiştir. Ana karakterlerden olan ve sürekli çatışan Snowball Troçki gibi sosyalist bir devleti resmetmeye çalışırken, Napoleon ise Stalin gibi kominist bir oluşumu desteklemektedir.
Eserdeki çiftlik, ilk bakışta sıradan bir hayvan topluluğunun yaşam alanı gibi görünse de, aslında bir toplumun küçültülmüş bir maketi gibiydi. Her bir hayvan, yalnızca kendi doğasını temsil etmekle kalmamış; aynı zamanda bir sınıfın, bir ideolojinin ya da bir gücün simgesine dönüşmüştü. Özellikle domuzların zamanla yönetimi ele geçirmesi, devrimlerin başlangıçtaki masum ideallerinin nasıl yozlaşabileceğini çarpıcı bir metaforla gözler önüne sermüş ve bu dönüşüm, bir sabah ansızın değil; usul usul, fark ettirmeden, kelimelerin anlamını değiştirerek gerçekleşmişti. “Bütün hayvanlar eşittir” cümlesinin, zamanla “Ama bazı hayvanlar daha eşittir” biçimine evrilmesi, yalnızca bir sözün değil, bir sistemin çürümesini anlatmış ve yazar, bu dönüşümü anlatırken okuru yüksek sesle uyarmak yerine, ince bir alayla düşündürmeyi tercih etmiş. İnsanı en çok etkileyen yönü de bu belki. Yönetenleri özellikle domuzlardan seçmiş olması oldukça hoşbir eleştiri olmuş aslında.
Değirmen metaforu ise