Okumak istediği kitap en üst raftaydı. Boyu kısa olduğundan o rafa uzanamadı. Madam Magloire, dedi, bana bir iskemle getirin. Yüceliğim şu rafa kadar uzanamıyor.
"Sensiz ben bir hiçim!" aslında romantik bir replik değil.
"Ben bağımlı kişilik bozukluğuna sahibim. Karar verirken, adım atarken, düşünürken, hayatın içinde yol alırken, yeteneklerimi ortaya koyarken, tek başıma olamıyorum, bu beni korkutuyor!" Demektir bu.
yılbaşına üç gün kala reyhanlı'da oyunumuz
meğer ülkücü gençler yararına
çok sinirlenir ayfer
oynamamları tutar
küçücük çocuklar tabancalılar
çok fena olurmuş oynamazsak eğer
sıçmak gerek bu kâşif'in ağzına
keşke dövseydim anamur'da
osman alyanak oynamaktan yana
yövmiyeden yana
oynadık çok hızlı bir matine
türkün şanlı bayrağını kafkasya'ya türkistan'a dikmeyi
ulum ulum özleyen çatık kaşlı tabancalı
çok aptal çocuklara
birinci perdenin çok başlarında
ikinci perdeden bir replik sallarım ayfer feray'a
ayfer kaçın kurrası
gözleri ışıldar
ikinci perdenin finalini söyler cevaben
hiçbir şey anlamaz çocuklar
bunu anlayacak denli zeki olsalar
niçin komando olsunlar
yıldırım hızıyla toplanır dekor
ışık hızıyla çıkarız reyhanlı'dan
osman alyanak mutlu
yövmiye yarım değil
oyun yamalak da olsa
zakkumların arasından
geri geldik antakya
"Ne olur, tahmin ettiğim yere gitmiyor olsun, komutanım."
Derin bir nefes verdi Barbaros. "Aliş," dedi sakince.
"Buyurun, komutanım."
"Bir replik var, bilir misin?"
"Söylerseniz bilirim, komutanım."
"Altın kapılarımız kan olacak gibi, Aliş. Bildin mi?"
Kısa bir an ikisi de birbirine baktı. Bu işin sonu pek de iyi durmuyordu. "Bildim, komutanım," dedi Alican. Bilmiyor olmayı tercih ederdi.
Arkalarından gelen oldukça sakin sesle irkildiler. "Keşke ben de yediğiniz her boku bilmek zorunda kalmasaydım," diyordu etlerin başına geçen Timur.
Bir insanı seviyorsan onun neyi merak ettiğini merak edersin, onun izlediklerini izlemek istersin, okuduğu satırları okumak istersin, onunla her şeyi paylaşmak istersin. Hayatı paylaşmak istersin. O istemese bile. Hani demin gözlerinin içi parlayarak söylediğin replik gibi, hayatının geri kalanını biriyle geçirmek İstediğini fark ettiğinde, hayatının geri kalanının bir an önce başlamasını istersin.
Bayrampaşa Hapishanesi gerçekten çok ilginç bir yerdi. Uzun bir dönem orada gördüklerimi kimselere anlatmadım. Korktuğumdan değil, kimse inanmaz kaygısından dolayı anlatmadım. İşte insanların inanamayacağı bir şey daha:
Hapishaneye yeni götürüldüğüm zamanlardı. Bir gün koğuş nöbetçimizle birlikte C Blok koridoruna çıkıp sol örgütlerin bulunduğu koğuşları dolaştık. 15. ve 16. koğuşların penceresine geldiğimizde içeri baktık. Gördüklerime inanamadım. Dev-Sol (örgüt, o gün henüz DHKP-C adını almamıştı) davasından tutuklu mahpuslar koğuş havalandırmasında silahlı eğitim yapıyorlardı. Nöbetçi arkadaşa dönüp, "Bir an devletin özel timleri sandım. Ellerindeki oyuncak silahtır herhalde?" dediğimde, "Yok, gerçek tabancalar onlar." diye yanıtladı. Hayrete kapıldığımı hatırlıyorum.
Bayrampaşa Hapishanesi'nde korkunç kirli işler dönüyordu. Devlet izin vermeden silah değil, tırnak çakısı sokamazsınız hapishaneye. Peki, bu silahlar ne amaçla vermişlerdi polis öldüren bir örgüte? Aklıma takılan ilk şey bu oldu. Sonra tiyatrodaki o meşhur replik aklıma geldi: "Eğer sahnede silah varsa mutlaka patlayacaktır."
Koğuş havalandırmasında örgüt eğitiminde gördüğüm silahlar 1993 yılının Temmuz ayında patladı. Bizden iki koğuş ötedeki hücrede kalmakta olan, örgütün eski kadrolarından Erdoğan Eliuygun, örgüte muhalif olduğundan dolayı tabancalardan çıkan kurşunlarla öldürüldü. Bir grup DEV-SOL militanı tıpkı bir karakol basar gibi, ellerini kollarını sallaya sallaya gidip, koğuşu basıp insanları taradılar. Baskında birkaç kişi de yaralanmıştı. Anlaşılan her şey önceden düşünülmüş olacaktı ki, baskın sonrası geri dönerken iki tabancayı da cinayet mahalline bırakmayı ihmal etmemişlerdi.
İki gün sonra olay kapatıldı. Gazeteler cinayeti, hapishanede örgüt içi çatışma haberi olarak yazdı.