"Nereye gideceğimi bilmiyorum, ama sen benim nereye gittiğimi her zaman bileceksin. Beni her zaman bulabileceksin. Benim sesimi duyabileceğin yerde olacağım—insanların kavga ettiği her yerde, onların yanında olacağım. Aç bir çocuğun ekmek için ağladığı her yerde olacağım. Polislerin bir adamı dövdüğü yerde, benim sesimi duyacaksın. İnsanlar işsiz kalıp aç kaldığında ve yiyecek için ağladığında, orada olacağım. Ve insanlar kendi evlerinde, kendi elleriyle yarattıkları evlerde yaşadıklarında—seninle orada olacağım."
"Hayat denen şeyin bir oyun olduğunu çok geç anladım. Bütün hayatımı ciddiye alarak yaşadım, hayatın içinde bir şeyler yapmaya çalıştım, bir şeyler kurmaya, inşa etmeye, bir şeylere ulaşmaya çalıştım. Sonra birden her şeyin bir oyun olduğunu fark ettim, bütün bu koşturmaca, bütün bu çabalar, bütün bu ilişkiler, hepsi bir oyundu. Fakat bu oyunun farkına vardığımda, ben çoktan oyunun dışında kalmıştım, kurallarını bilmediğim bir oyunda kendi kendime oynamaya çalışıyordum."
"Hikmet, yorgun argın, bir yokuşu tırmanır gibi konuşmaya devam ediyordu: 'Herkes bir şeyler arıyor, herkes kendine bir yol çizmiş; herkes doğru bildiği, daha doğrusu, kendisine doğru görünen bir şeyin peşinden gidiyor. Herkes mutlu olmak istiyor, ya da mutlu olabileceğine inandığı bir şeyin peşinden koşuyor. Ama ne garip, herkesin peşinden koştuğu şey başka başka, herkesin mutluluğu başka. Kimi çalışmakla, kimi çalışmamakla, kimi sevmekle, kimi sevilmekle mutlu olacağına inanıyor. Kimi dünyaya sahip olmak, kimi de dünyadan uzak kalmak istiyor. Kimi insanların yanında olmak, kimi de insanların yanında olmaktan uzak durmak istiyor. Kimi özgürlüğü, kimi de özgürlüğün sınırlanmasını istiyor. Yani ne diyeceğimi bilmiyorum: Herkesin mutluluğu, doğru bildiği şeyler, birbirinden ne kadar farklı. Birbirinden uzak olan bu insanlar nasıl bir araya gelecek? İnsanların mutluluğu, bu kadar zıt olan doğrular bir gün nasıl uzlaşacak?'"
"Kendimi, yalanlardan yapılmış bir dünyada, sahte ilişkiler içinde hissediyorum. Herkesin bir rolü var, herkes birbirine karşı oynuyor. Hiçbir şeyin doğal olmadığını, her şeyin yapmacık olduğunu görüyorum. İnsanlar, duygularını, düşüncelerini saklıyorlar; maskeler takıyorlar. Gerçek hislerini, gerçek düşüncelerini saklamak zorunda kalıyorlar. Ben de öyleyim: Belki de, kendime bile dürüst değilim. Kendi kendime oynadığım bir oyunun içinde kaybolmuş durumdayım”