“Son İtiraf”ı okurken sürekli içimde bir huzursuzluk dolaştı. Hani bazı kitaplar vardır, sayfaları hızla çevirirsiniz ama içinizde ağır bir his bırakır ya… Bu kitap tam olarak öyleydi. Daha ilk bölümden itibaren bir şeylerin ters gittiğini hissediyorsunuz ve o gerilim son sayfaya kadar peşinizi bırakmıyor.
Lisa Revan karakterlerin psikolojik derinliğini oldukça iyi işlemiş. Özellikle ana karakterin iç çatışmaları, suçluluk duygusu ve geçmişle hesaplaşması çok gerçekçi geldi bana. Kim haklı, kim suçlu emin olamıyorsunuz. Yazar sizi sürekli şüpheye düşürüyor ve tam “tamam, çözdüm” dediğiniz anda yön değiştiriyor. Bu yönüyle kitap temposunu hiç kaybetmiyor.
Ancak yer yer bazı olayların fazla uzatıldığını düşündüm. Özellikle ortalarda tekrar eden duygu analizleri biraz ritmi yavaşlatmış. Buna rağmen final kısmı gerçekten etkileyiciydi. Son itirafın ortaya çıkışı hem şaşırtıcı hem de sarsıcıydı. Kitabı kapattığımda bir süre boş boş baktığımı itiraf etmeliyim.
Genel olarak psikolojik gerilim sevenler için sürükleyici ve merak uyandıran bir kitap. Büyük beklentiyle değil ama sağlam bir ters köşe okumak isteyenler için güzel bir tercih olabilir. Benim için akılda kalıcı bir okuma oldu.
Son İtirafLisa Regan · Olimpos Yayınları · 202665 okunma
Evet, kürk mantolu Madonna kitabını da okudum elbette popüleritesi tedavülden kalkınca. Bir şekilde dilden dile yayılması gereken eseri neden bu değil acaba diye düşünmeden edemedim. Ana karakteri ömer ve macide. İkili ilişkilerin zamanına göre her zaman şaibe taşıyan yönünü bir şekilde izahatı anlaşılamayan aşk'ın karışık yüzünü toplumsal normlar içinde nasıl harmanlandığını , sade zarif bir dille aktarmış. Bunun yanında o hiç susmayan şeytani sesin varlığını insan dediğimiz 5 harfli mahlukun ne hale düşebildigini üst bilinç ya da süper ego denilen vicdani dedektöre uğramadan neler yapabileceğini göz önüne sermiş. Klasik bir aşk sergüzeşti mevzubahis değil. Beklediğimiz yücelttiğimiz yoğun acı kıvranmalarının yanında insanı beklentiler, istekler ve çoğu zaman anlayamadan yola revan oluşlar yer alıyor. Keyifle okuduğum benim gözümde her okuyanın kendinden bir değil bin parça bulacağı ve her okunmada farklı tasavvurlar çıkarabilecegi bir eser.
• Dehşetengiz, ciddi rahatsız edici, ince ama okuması/hazmetmesi/algılamadı mide isteyen bir kitap.
• Fikir bir distopya için yaratıcı ama biraz fazla şiddet pornografisi gibi geldi bana, ki bu kadarını sevmiyorum. İnsanın habisliğini daha şiirsel, daha ustalıkla ve hatta özenli, incelikli anlatabilen zeki eserleri tercih ederim. Bunda bir zeka göremedim ama merakla okuyor insan.
• Bu kadar uzun ve kan revan şiddet ballandırmaları yerine, kısa bir öykü olsaymış daha çarpıcı olabileceğini düşünüyorum ya da belki katmanları daha derin işlenmiş uzun bir roman. Sosyolojik tarafı daha derin anlatılsın, karakterlerin iç dünyalarına daha bir girilsin isterdim.
KARANFİLLER DE SOLAR
Bazı şiir kitapları okunur, bazıları ise insanın içine sessizce yerleşir…
Karanfiller de Solar tam da böyle bir eser.
Uğur Ünver, bu kitabında kırılmış insanların hikâyelerini, yarım kalmış umutları ve hayatın sessiz acılarını güçlü bir dille anlatıyor. Her şiirde biraz hüzün, biraz gerçeklik ve insanın kendinden bir parça var.
Bazı satırlar insanın kalbine ağır ağır dokunuyor, bazıları ise uzun süre zihinden çıkmıyor…
Hayatın sert tarafını şiirin inceliğiyle hissetmek isteyenler için güçlü bir şiir yolculuğu.
__________________________________________________
İçerisinde çok beğendiğim bir şiiri sizlerle paylaşmak istedim...
SON
Yazacak çok şey var.
Ama benim vaktim kalmadı ustam.
Beynimde yankılanıp savruluyor
Gariban kelimeler.
Avuçlarım kan revan.
Gönlüm buruk
Her şey eksik ve yarım yamalak.
Görüyorsun işte.
Dünya denen bu handa
Vedalar yakın, dostlar uzak.
Sayılı günler gelip geçiyor.
Vakit doldu.
Bu oda artık son durak.
Jean Teulé’nin Dansa Davet kitabını bitirdiğimde “Ben ne okudum az önce ?” diye düşündüm. Aslında çok ince bir kitap ama hissettirdiği o tuhaf ağırlık sayfa sayısından çok daha fazla. 1518 yılında Strasbourg'da yaşanan o meşhur dans salgını olayı. Hani insanların ölene kadar durmadan dans ettiği o garip toplumsal cinnet hali. İşte Teulé, bu trajediyi alıp öyle bir anlatmış ki, okurken hem mideniz bulanıyor hem de merakınıza yenik düşüp sayfaları çevirmeye devam ediyorsunuz.
İnsanların o çaresizliği okumaya devam ettikçe içinize işliyor. O çaresizlik beni sarsan ve etkileyen şey oldu. Frau Troffea sokakta dans etmeye başladığında kimse bunun bir felaketin başlangıcı olduğunu anlamıyor. Ama sonra olay öyle bir raddeye geliyor ki, insanlar kan revan içinde, kemikleri kırılsa bile dans etmeyi bırakamıyorlar. Yazarın üslubu burada devreye giriyor; o kadar çiğ, o kadar dürüst ve yer yer o kadar alaycı bir dili var ki, sanki yanınızda oturmuş size o dönemin pisliğini, açlığını ve insanların cehaletini fısıldıyor gibi hissediyorsunuz.
Özellikle kilisenin ve dönemin yöneticilerinin tavrına çok sinirlendiğimi itiraf etmeliyim. İnsanlar can çekişirken çözüm olarak daha çok dans etmelerini önermeleri, sanki bu bir eğlenceymiş gibi meydanlara müzisyen çağırmaları bugünün dünyasını da anlatan bir eleştiri gibi geldi bana. Teulé, insanın en çaresiz anında bile nasıl birer seyirciye dönüştüğümüzü çok iyi yakalamış.
Bazı sahneler gerçekten rahatsız edici bunu söylemeden geçemem. Yazar detaylardan hiç kaçmamış; ter kokusunu, kanı ve o dönemin sefaletini doğrudan yüzünüze çarpıyor. Ama zaten kitabın gücü de buradan geliyor. Estetize edilmiş bir tarih anlatısı değil bu; tam tersine, son derece insani, kirli ve gerçek bir hikaye.
Eğer klasik kurgulardan sıkıldıysanız ve gerçekten
1864ten 1944e; Sultan Abdülaziz'den VI. Mehmet Vahdettin'e; Üç paşalardan; Atatürk'ün olduğu ve olmadığı Cumhuriyete varan bir hayat serüvenine sahip olan bir yazardır Hüseyin Rahmi GÜRPINAR.
Dünya üzerinde Rabbimin gerçekten ondan noksan yarattıkları dışında her insanın aklına başkaları yada kendisi hakkında gelebilecek bir soru: "Deli mi?" "Deli miyim?". Elbette her şekilde sorulup sorgulanabilir konu olan bu soru kalıbı başlık alarak atılan güçlü bir çığlık senfonisi bu kitap: "insanlık, bu kavram kendilerinde yarı ölü olarak doğmuş varlıklara mı emanet?", "Ölmüşüz ağlayanımız yok", "Allah kuru iftiradan korusun" "Allah böylelerine tırnak vermesin.", "Etme sırtını duvardan başkasına emanet; en kralının bile içinde vardır bir nebze ihanet." "Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol dünya senin kahrını çeksin." gibileri ve vesairelerini saydırıp saydırtan
Şadan, Müberra, Hidayet, Kalender Nuri, Ömer, Cicibey Sermet, Zom Salih ve Revan. Revan hanım karekteri dışında herbiri şahsına münhasır olmakla birlikte isimleriyle müsemma olmak yerine tezat oluşturmuş özel karakterler...
Tokun, aç halinden; zenginin, fakir derdinden anlamadığını; dini kuralları kendilerine göre tefsir edenler ile kanunnamelerin her daim yazanların ve hısım akrabalarının lehine olduğu vesilesiyle gücü yetenin yettiğine hücum ettiğini; dost dediğini hangi çıkar çatışmasında kaybedeceğinden haberinin olmayacağını; karı-koca ilişkisinin bir kağıt parçasına karalanan bir iftira tozu ile ne hallere düşürülüp düşebildiğini; ailenin sıcak bağlarla inşa olmuş bir ilişkiden ziyade, anlaşılabilir iletişimden uzak basit bir kavram olmaya indirgendiği; cinsiyet farklılığı ile insanlık arasındaki farkın bile isteye kaçınılmayan karışıklığından türetilen yersiz kargaşalar varlığının tüketime her zaman
Ben Deli Miyim?Hüseyin Rahmi Gürpınar · İthaki Yayınları · 20211,025 okunma