(Spoiler içerir.)
Bir bildungsroman olan eserde eserin başkahramanı Feride’nin çocukluğundan yetişkinliğine kadar olan maceralarına tanıklık ediyoruz. Feride bir ‘’Çalıkuşu’’ iken romanın sonlarında olgunlaşmış, çılgın hallerinden eser kalmamış, yetişkin bir öğretmen olarak karşımıza çıkıyor.
Feride ne kadar çıktığı bu maceradan pişman olsa da aslında hayata dair birçok şey öğrenmiştir. O güne kadar bir kez bile yemek yapmamış; dikiş dikerken tüm parmaklarını delik deşik eden Çalıkuşu, Anadolu’da evlatlık kızına elbise dikip İstanbul’a döndüğünde Kâmran’a kendi elleri ile çörek yapabilen bir kadın haline gelmiştir. Bu yolculuk onu olgunlaştırarak, daha önce hiç tanımadığı türden insanlarla tanıştırmış, hayat mücadelesini öğretmiştir. Geçirdiği bu zaman dilimi içinde Feride’nin öfkesi de yatışmıştır. Hayatın gerçekleri ile yüzleşerek yaşadığı zorluklar onu daha anlayışlı ve sabırlı biri haline getirmiştir. Feride artık yaşadığı hayal kırıklığını affedebilecek olgunluğa erişmiştir. İhaneti yüzünden terk ettiği Kâmran’a karşı öfkesi diner öyle ki Feride, Kâmran ile Münnevver’in oğlunu bile şefkat göstererek kabul edebilmiştir. Her şeyden önemlisi Feride, bir kadın olarak kendi ayakları üzerinde durabilmeyi öğrenmiş; karşısına çıkan tüm zorluklardan güçlü bir şekilde sıyrılmayı başarmıştır. Bir ihanet sonrası kaçış ile başlayan bu yolculuk sonunda hayata daha farklı bakan Feride, yuvasına büyümesini tamamlamış bir şekilde geri dönerek Kâmran’la evlenmiş ve roman mutlu bir şekilde sonlanmıştır.
Nadir kitaplar tekrar okunur. Çalıkuşu da onlardan biri. Sanırım daha iyisini okuyana kadar şu ana kadar okuduğum en iyi kitap olarak kalacak Çalıkuşu.