Dört kişi var karşında
Dört kişi hayallerini çalmak isteyen
Koşuyordun ne zamandır
Öğrenmeye çalışıyordun bu hayatı
Bir kere özgürlüğün kokusunu alınca
Bir kurtarıcı aradın aklınca ilk önce
Hala sıcaktı ateş oysa
Hafızan, tek servetin
Yeniden başlatabileceğini fark etmeden
Neye dönüştüğünü zar zor anlayınca
İzin vermedin çekip gitmeme,
Yüz üstü çakılmama rağmen
Ölü çiçekler verdin bana
Ve bağırdın, ağladın, anlattın yarınımızı
Farkında mıydın bilmiyorum
Durmuştum duvardaki saat gibi
Kullanılmıyorum yıllardır
Kimse inanmıyor artık mutluluğa
Herhangi bir pazar günü gibi
Bağışlamıyor kurtarabilecekken kimseyi.
Tek şansın var demiştim hayal kurmak
Evde kimse yokken, kapılar kilitli
Ve rüyalar kayarken kendi halinde
Görmeyi seçersen kör olduğun halde
O dört kişiyi fırtınayla birlikte
İlki sabah, o hep bildiğimiz
Uzun sürmese de hevesli hepimiz gibi
(Belki çok eskiden)
"Ayrıldığımda arayacaksın,
Üzüleceksin, ağlayacaksın yeniden"
Beli’nin kuşağı, Devrim’i başlatacak olan, ama şu an havasızlıktan morarmış olan kuşaktı. Bilinç denen şeyden habersiz bir toplumda, bilinçlenmekte olan bir nesil. Değişim vaat eden bir ittifak tarafından değişmesi engellenen, önüne set çekilen kuşak. Beli yaşamının sonlarında, kanser tarafından kemirilirken, gençliğinden, kendilerini nasıl kapana kısılmış hissettiklerinden söz ederdi. Bir okyanusun dibindeydik sanki, dedi. Hiç ışık yoktu ve koskoca okyanus üzerine abanıyordu. Ama çoğunluk buna öyle alışmıştı ki, normal sayıyordu; yukarıda bir dünya olduğunu bile unutmuştuk.)
İşte, alın size beyazlar. Kedisini kaybeder ve dört bir yana haber salar, biz Dominkililer ise bir kız evlat kaybederiz ve kuafördeki randevumuzu bile iptal etmeyiz.
Olup biten gayet açıktı, fakat elinden ne gelirdi ki? Duygularını yadsımanın anlamı yoktu. Uykuyu yitirmiş miydi? Evet. O değerli odaklanma, dikkatini toplama saatlerini yitirmiş miydi? Evet. Andre Norton kitaplarını okumayı bırakmış, hatta Watchmen'in, olay örgüsünün en hastalıklı biçimde çözüldüğü son sayılarıyla bile ilgilenmez olmuş muydu? Evet. Tio’sunun arabasını ödünç alıp ta Sahil’e kadar sürüyor, Sandy Hook’ta, annesinin hastalanmadan önce, sahile gitmeyi hepten kesmeden önce, Oscar aşırı şişmanlamadan önce, onları sık sık götürdüğü yerde duruyor muydu? Evet. Bu karşılıksız gençlik aşkı ona kilo verdirtti mi? Maalesef, bir tek bunu sağlamadı, o da nedenini hayatı boyunca anlayamadı. Lola Golden Gloves’dan ayrıldığında neredeyse on kilo vermişti. Bu ne menem bir genetik ayrımcılıktı böyle, hangi ikinci sınıf Tanrı’nın marifetiydi ya?