Graham Bell, telefonu icat ettiğinde -Müslümanların bir işe başlarken bismillah demesi örneğindeki gibi- dindar/yahudi kimliğini ifade etmek amacıyla "eloh>alo" diyecekti. Eloh; yani Allah! Bugün telefonu kulağına götüren herkes "yaradan Rabbinin adıyla" konuşmaya başladığını nereden bilecekti?
Tebriz veya İsfahan’dan başlayın. İlk görülmesi gereken hat budur; “Tebriz-İsfahan” hattı. İkinci hat ise Tahran’dan başlayan ve yine İsfahan’a kadar giden hattır. Bu hat üzerinde “Kaşan” ve “Kum” görülür. Bu hattın ötesindeyse muhteşem bir şehir olan “Yezd” görülür. Eski İran’ı görmek isteyen “Şiraz”’a da uzanabilir. İsmini ilk andığım şehre, Tebriz’e dönelim. Unuttuğumuz dil, müzik ve etrafa bakma sanatı Tebriz’dedir. Ne demek şimdi bu? Oranın insanı hem bakmayı hem de dinlemeyi iyi bilir demek, Unuttuğumuz Türkçe’nin kökü de oradadır, konuşurlar. Halkı münevver bir halktır.