Varlığın birlenmesi demek her şeyi Bir görmek, her şeyi Bir'den görmektir. Bu ise kendini bilmekle yani kendi hakikatinle yüz yüze gelmekle, kendi hakikatinle buluşup onu ele geçirmekle mümkündür. însan nefsini bildiğinde, kendi derunî özüne yani varlığın merkezine eriştiğinde Rabbine ilişkin bilgiyi edinir, Rabbini bilir. Gerçek varlığın yalnız Cenâb-ı Hakk'a ait olduğunu, O'nun dışında kesinlikle hiç bir şeyin var olmadığını, 'aşk'ın birliği içinde kavrar. Ölmeden önce ölür!
Bugüne kadar İslâm’ın ve Kur’ân’m felsefesi ya pılmamış olduğu düşünülürse ne kadar gerilerde olduğumuz kolay ca anlaşılacaktır. Felsefî kültür, mektebin temel taşıdır. Eflatun aka demisinin kapısında “geometri bilmeyen buradan giremez” levhası vardı. XX. Asır mektebinin kapısına “felsefesi olmayan milletin mektebi olamaz” cümlesini yazmak gerektir. Millî mektebimiz ne medresedir, ne de çeşitli kozmopolit unsurların karşılığı olan bu günkü mekteptir. Müslüman Türkün mektebi, maarif, metafizik ve ahlâk prensiplerini Kur’ân’dan alarak Anadolu insanının ruh yapısına serpen ve orada besleyen, insanlığın üç bin yıllık kültür ağacının asrımızdaki yemişlerini toplayacak evrensel bir ruh ve ahlâkci hazı olacaktır.
Hakikat şu ki, millet bünyesinde inkılâplar mektepte başlar ve her milletin, kendine özel olan mektebi vardır. Millî mektep, zihni yet ve örflerde, metodları ve müfredatile, terbiye prensipleri ve psi kolojik temellerde, hattâ binasının yapı tarziyle kendini başka mil- letlerinkinden ayırır. Bizde vaktiyle medrese millî mektepti. Lâkin milletin ruhu ve İçtimaî inkişafını takip edememiş ve cihanın fikir ve irfan hayatiyle bağlarım çoktan koparmış olduğundan, olduğu yerde enkaz halinde yıkıldı.