"Ruhsal hastalıklar kötü eğitimden, çocukluktan başlayarak kafalara doldurulan gereksiz bir sürü şeyden, sözün kısası, toplumdaki bozukluklardan oluyor. Toplumu düzeltin bu hastalıklar kalmayacaktır..."
Okuyan kadinlar kulubu ile birlikte #heraybirdünyaklasiği etkinliğinde @isbankasikulturyayinlari n'dan #turgenyev in #babalarveogullar kitabını okudum. Her etkinliğimiz de okunanlara bir yenisini daha eklemenin sevincini yaşıyorum.
Çok güzel karakterler yaratılmış yine. Hepsinin ayrı ayrı özelliklerini yazarak tanımaya çalışmak çok keyifliydi. (ben çok sevdim bu karakter listesi çıkarma işini) İki ayrı aileyi konu almış kitabımız. Oğullarıyla olan ilişkileri, görüşleri, yaşam tarzları işlenmiş. Hiç bir otorite karşısında eğilmeyen, ne denli saygın olursa olsun hiç bir prensibi eleştirmeden kabul etmeyen hatta prensiplere inanmayan nihilist Bazarov ve onu kendisine rol model alan Arkadiy, aileleriyle tam bir kuşak çatışması içinde. Sıkı birer aristokrat olan babalar ve bir o kadar sıkı yenilikçi olan oğulları diyebiliriz. Arkadiy içindeki sevgi ışığıyla ailesine karşı daha anlayışlı, arkadaşının geçirdiği dönüşümü tamamlayamamış. Bazarov ise tam tersi bir tutum sergiliyor. Şüphesiz Bazarov asla unutamayacağım karakterler arasına girdi. Uç fikirleri, ödün vermediği gruru, savundukları, keskin duruşu yer etti bende. Hem en kızdığım hem(kendisi duygusallığa karşı olsa da) duygusal olarak beni en sarsan karakter oldu.
Beklediğim görüş farklılıklarının anlatılması kısa sürdü ama. İşin içine aşk girince, akıcılığından bir şey kaybetmese de konu olarak yön değiştirdi bana göre. Kitap boyunca en baskın karakter olan Bazarov, kitap sonuna da damgasını vurdu üstelik. Okumadıysanız okuyun derim.
Keyifli okumalarınız daim olsun...
"Uçan balıklar bir süreliğine havada
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202555,8bin okunma
Rönesans ile zirveye ulaşan İtalyan şehir devletlerinin (Venedik, Floransa, Milano vb.) kültürel gücü, sanatın gelişimi ve zamanla bu gücün nasıl zayıflayarak çöküşe geçtiği anlatılır.
Avrupa'yı Şekillendiren Model: İtalya'nın yalnızca bir coğrafi bölge değil, aynı zamanda Avrupa medeniyetinin yönünü çizen bir "model" olarak nasıl rol oynadığı gözler önüne serilir.
Siyasal ve Ekonomik Yapı: Dönemin siyasi karmaşası ve dönemin entelektüel/tarihi dinamikleri mercek altına alınır.
İtalya, sanat tarihindeki üç büyük akıma öncülük etti: Rönesans, Maniyerizm ve Barok. Dünya tarihinde tamamen şaşırtıcı ve benzersiz olan bu “altın çağı” bugünün merceğinden incelemek; parçalanmış, çok yönlü ve ilk bakışta çelişkili bir tarihi, belirli bir tarihsel döneme olduğu kadar mevcut gerçekliğimize de hitap eden tek bir birleştirici anlatıda toplamamızı sağlar. Fernand Braudel’in İtalyan Modeli’nde başardığı şey budur.
Braudel, İtalya’nın olağanüstü kültürel gelişimi sırasında sanat, bilim, politika ve ticaret arasındaki karmaşık etkileşimi inceliyor; İtalyan toplumlarının siyasal karmaşıklığı ve yaşanan muazzam kapitalist yayılmanın mantığı içinde, bu sürecin nüanslarını titiz ve özgün bir yöntemle aktararak, sanat tarihindeki büyük anların nasıl ortaya çıktığını.
, Yayıldığını ve kaybolduğunu anlamaya çalışıyor. İtalyan Modeli, İtalya’nın 1450’den 1650’ye kadar süregelen ihtişamını ve çöküşünü gözler önüne seriyor. İtalyan Modeli
YazarFernand Braudel'in kalemimden okuduk..
Sevgili okurlar, sevgili yazarlar, sevgili Saint Petersburglular, sevgili Sibiryalılar, sevgili Romalılar...
...Temmuz başlarında çok sıcak bir gün, akşama doğru, genç bir adam “S...…” Sokağı’ndaki bir pansiyonda kiraladığı küçük odasından çıktı ve ağır, kararsız adımlarla “K…” Köprüsü’ne yöneldi... Roman, böyle bir cümle ile başlıyor.
Dünya klasiği denince akla gelen ilk eserlerden biri olan Suç ve Ceza ile ilgili inceleme yazıma başlamadan önce spoiler konusunda uyarmak istiyorum.
Bu eser bir başyapıt; sadece benim tarafımdan değil, dünya genelinde okur ve eleştirmenler tarafından da bir başyapıt olarak kabul görülmektedir. Sıradan bir insanın bile iç dünyasını okura aktarma konusunda mahir, ehil ve muktedir bir edebiyatçı olan Dostoyevski'nin ustalık dönemi eserleri arasında yer alan Suç ve Ceza; Saint Petersburg’da yaşayan fakir, hastalıklı hukuk öğrencisi Raskolnikov’un işlediği çifte cinayeti konu alıyor. Raskolnikov, okur ile birlikte kitap boyunca kendi ahlak, vicdan ve adalet anlayışını sorguluyor.
Raskolnikov'un hastalığı ile alakalı bende bir ikilem olan soruyu sormak istiyorum; Raskolnikov işlediği cinayet yüzünden mi hastalandı yoksa hastalandığı için mi cinayeti işledi?
Dostoyevski, kitabın başından itibaren Raskolnikov ile birlikte okuyucuyu tefeci Alyona İvanovna'dan tiksindiriyor ve Raskolnikov'un bu tefeci kadını öldürme planlarını öbek öbek işliyor. Tefeci kafın cinayeti işlendikten sonra beklenmedik bir şekilde tefeci kadının masum üvey kız kardeşi Lizaveta içeri giriyor ve Raskolnikov ardında tanık bırakmamak için onu da öldürmek zorunda kalıyor. İkinci cinayetin ardından Raskolnikov'un ruhsal ve ahlaki değişimi başlıyor.
Dostoyevski'nin; çelişkiler, gelgitlerle dolu bir kötü, bir iyi, bir siyah, bir beyaz olan gri karakterimiz Raskolnikov
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,2bin okunma
Her çocuk, ebeveynlerin yansımasıdır. Çocuğumuzu geliştirmek istiyorsak; önce kendi fikrimizi, düşüncelerimizi ve ideallerimizi geliştirmeliyiz. Çünkü ilk eğitim ailede başlar.Rol model ise anne-babadır.Her ebeveynin mutlaka okuması gereken bir kitap.
"Ülkemizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?" "Muasır medeniyetler seviyesinde görüyorum. Hatta asıl kafamdaki plan, kimseye çaktırmadan muasır medeniyetler seviyesine çıkıp sonra bir anda arayı açmak." Not aldılar. "Hangi ülkeyi rol model alırdınız?" "Fransa... Almanya, İngiltere." "Neden?" "Medeniyetin en üst seviyesine onlar zira... Her şeyde en iyiler." Dedi Bertuğ 21. Sayfada ve bu satırlar okuduğumda kitap bana kendisini açmıştı, beni bilipte bilmezden geldiklerime götürecekti.
Kiralık KralHakim Türkmen · Bedevi Yayınları · 20269 okunma
"KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ"
"Gelişen bir insanın kaderinde sonsuza kadar ebeveynlerinin çocuğu olarak kalmak yazmadığı için ebeveynlere aşırı güçlü bağlılık çocuğun daha sonra dünyaya bağlanmasında ciddi bir engel oluşturur. Ne yazık ki, birçok ebeveyn yaşlanmak ve ebeveyn otoritesi ve güçlerinden vazgeçmek istemedikleri için çocuklarını bebek gibi tutar. Bu şekilde çocuklarını tüm bireysel sorumluluk alma fırsatlarından mahrum bırakmış oldukları için çocukları üzerinde aşırı derecede kötü bir etki bırakırlar. Bu korkunç çocuk yetiştirme metotları Ya bağımlı kişilikleri ya da bağımsızlıklarını gizli araçlarla başaran bireylerle sonuçlanır."
Carl Gustav Jung’un gölge kavramı, insanın sadece dışarıya gösterdiği “ben”den ibaret olmadığını yüzümüze sert bir şekilde çarpıyor. Çünkü insan bazen en çok kendinden saklanıyor. Aynada gördüğü yüzü tanıyor ama içindeki karanlığı tanıyamıyor. Oysa bastırılan her duygu, yok sayılan her korku ve susturulan her dürtü bilinçdışında yaşamaya devam ediyor.
Jung’a göre gölge; insanın kabul etmek istemediği taraflarının toplamıdır. Kıskançlıklarımız, öfkemiz, korkularımız, travmalarımız, çocukluk yaralarımız hatta toplum tarafından “yanlış” kabul edildiği için bastırdığımız bütün yönlerimiz bu gölgede saklanır. Fakat gölge yalnızca kötü olan değildir. Bazen bastırılmış cesaretimiz, arzularımız ve gerçek kimliğimiz de orada gizlidir. İnsan çoğu zaman bilinçli seçimler yaptığını düşünür. Ancak Jung’un analitik psikoloji kuramı bunun tam tersini söyler: bizi çoğu zaman bilinçdışımız yönetir. Günlük hayatta verdiğimiz tepkiler, kurduğumuz ilişkiler, tekrar eden davranış kalıpları hatta bazı korkularımız bile görünmez iplerle geçmişimize bağlıdır. Çocuklukta duyduğumuz bir cümle, aile içinde öğrendiğimiz bir davranış biçimi veya bastırılmış bir