Şeytan Değil, Korkaklık
6/10
·520 syf.··
2026 9. kitabı
Usta ve Margarita'yı bitirdiğimde aklımda şeytan kalmadı. Bu biraz garip gelebilir. Sonuçta romanın en unutulmaz karakterlerinden biri Woland. Yıllardır hakkında yazılan incelemelerin büyük kısmı da onun etrafında dönüyor. Şeytan Moskova'ya gelir, ortalık karışır, insanlar maskelerini düşürür, sistem alaya alınır... Ama kitabı kapattığımda zihnimde kalan kişi Woland değil, Pontius Pilatus oldu. Çünkü Bulgakov'un asıl meselesinin kötülük değil, korkaklık olduğunu düşünmeye başladım. Pilatus gerçeği görüyor. Yeshua'nın suçlu olmadığını biliyor. Onunla konuşurken karşısındaki insanın tehlikeli değil, hatta son derece masum biri olduğunu anlıyor. Ama doğruyu görmek başka, onun yanında durmak başka. Pilatus'un trajedisi de burada başlıyor. Bu yüzden romanı okurken aklıma sık sık şu düşünce geldi: Hayatı çoğu zaman kötü insanlar değil, korkak insanlar şekillendiriyor. Ve Bulgakov bunu yazdığı dönemi düşündüğümüzde daha da anlamlı hale geliyor. Romanın Stalin döneminin gölgesinde yazıldığını bilmek önemli. Ancak Usta ve Margarita'nın gücü doğrudan Stalin'i anlatmasından gelmiyor. Tam tersine, onu hiç anlatmamasından geliyor. Bulgakov bir diktatörü değil, diktatörlüklerin yaşayabilmesini sağlayan insan zaaflarını anlatıyor. * Korku. * Konfor. * Sessizlik. * Bedel ödemek istememek. Bunlar yalnızca Sovyetler Birliği'ne ait meseleler değil. Bu yüzden roman bugün hâlâ canlı. Çünkü insan değişen rejimlerden daha yavaş değişiyor. Romanın fantastik tarafı da burada işlev kazanıyor. Woland ve ekibi Moskova'ya geldiğinde insanları bozmazlar. Zaten bozulmuş olanı görünür kılarlar. * Açgözlüler daha açgözlü olur. * Kibirliler daha kibirli. * Sahtekârlar daha sahtekâr. Bu yüzden romanın ironik tarafı şudur: Şeytanın dolaştığı bir şehirde en rahatsız edici varlık şeytan
Edebiyat
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,1bin okunma
7/10
·244 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 08:06
Yine uzun zamandır bekleyen kitaplardan biriydi. Uzak Diyarlarda, Lilly Bere adlı yaşlı bir kadının, Körfez Savaşı sonunda ülkeye dönen torununun intiharı ile başlıyor.Lilly'in geçmişe yaptığı yolculukla devam ediyor.Bu yolculuk, I.Dünya Savaşı'ndan başlayarak, İrlanda'nın Sebastian Barry karmaşasından Amerika'ya kaçış dönemini, ( ki tam bir kaçış olamaz), II.Dünya Savaşı yıllarını, Vietnam Savaşı ve Körfez Savaşı yıllarını kapsayan uzunca bir süreci içeriyor.Her bir savaş bir sevdiğini götürür öyle ya da böyle Lilly'in yaşamından. Çok severek okudum. "Merak ediyorum, acaba röntgen çektirecek olsam makine üzüntümü görür mü? Kalbin etrafını tutmuş bir pasa, bir iltihap akıntısına mı benziyor yoksa? " "İrlandalıların defiği gibi: Şeytan yalnızca iyilere musallat olur."
Uzak DiyarlardaSebastian Barry · Kafka Kitap · 201477 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Görünenin Arkasındakileri Görmek
Puan vermedi·112 syf.··
2025 43. kitabı
Küçük prensi her elime aldığımda ona ait masalsılığının arkasında, aslında insanı çırılçıplak bırakan sarsıcı bir psikolojik röntgen görüyorum... Bu kitap sadece çocuksu bir hikaye değil; büyüklerin o sayılarla, hırslarla, sahte unvanlarla ördüğü o sığ ve çamurlaşmış dünyasına vurulmuş en asil darbedir benim için. Biz büyüdükçe hayatın o ciddi görünen ama ruhu tamamen kurutan detaylarında kaybolurken, içimizdeki o saf köklenmek isteyen toprağı kendi ellerimizle zehirliyoruz ne yazık ki... Kitaptaki her bir karakter modern insanın gölge yanlarını o kadar enteresan ve rafine bir dille özetliyor ki insan okurken kendi gölgeleri ile de yüzleşmek zorunda kalıyor. Prensin gezegen gezegen gezip, büyüklerin dünyasındaki o anlamsız döngüleri, o sönmeyen kibirleri izlemesi; bana evrenin o soğuk ve kuru gerçekliğini hatırlattı. Bizler hayatı sadece mantıkla ve sayılarla çözebileceğimizi sanan o kibirli krallara benziyoruz bazen... Bunun gibi birçok felsefi referans var insanlığa dair. Kesinlikle ruhla okunması gereken bir kitap Küçük Prens
Alıntı
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015279,8bin okunma
8/10
·127 syf.··
2026 41. kitabı
Merhaba arkadaşlar sizlere güzel bir kitap yorumuyla geldim. . . Bugün bu serimizde Marie Curie'yi tanıyoruz. Marie Curie 7 Kasım 1867–4 Temmuz 1934 radyoaktivite alanında öncü araştırmalar yapmış ve bu araştırmaları sonucunda Nobel Ödülü'ne layık görülmüş Polonyalı-Fransız fizikçi ve kimyagerdir. Marie Curie, polonyum ve radyum elementlerini keşfederek radyoaktivite biliminin temelini atmış, uranyumun radyoaktif özelliklerini bulmuştur.Ayrıca, I. Dünya Savaşı sırasında yaralı askerlerin tedavisi için kullanılan taşınabilir X-ray (röntgen) cihazlarını, yani "Küçük Curie'ler"i icat etmiştir. Nobel Ödülü alan ilk kadın,1903 yılında fizik dalında bu onura layık görülen Marie Curie'dir.Radyoaktivite üzerine yaptığı öncü çalışmalarla tanınan Polonya asıllı Fransız fizikçi ve kimyager, aynı zamanda iki farklı bilim dalında (1903 Fizik, 1911 Kimya) Nobel Ödülü kazanan ilk ve tek kişidir. Marie Curie, uzun yıllar boyunca radyoaktif maddelerle korumasız çalışması sonucu maruz kaldığı yüksek radyasyona bağlı olarak gelişen aplastik anemi (bir tür kan kanseri/kan hastalığı)nedeniyle 4 Temmuz 1934'te hayatını kaybetti. Marie'nin "Bir kadının eğitimi,tüm toplumu eğitir fikri onun için yön veren bir ilkedir." Sadece bir bilim insanı değil birçok kişinin hayatına dokunan biridir.
Marie CurieKathleen Krull · Martı Çocuk Yayınları · 2020350 okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 10:21
Canan: Bir Dönemin Röntgen Filmi, Bir Ahlak Çöküşünün Romanı. "Ben zeki bir düşmanı, ahmak bir dosta tercih ederim." Merhaba kitap dostları! Bu romanı okuduktan sonra bir kez daha anladım ki, edebiyatımızın hak ettiği değeri bulamamış hazinelerinden biri de Peyami Safa'nın bu başyapıtı. Gerçekten bu eserin daha ünlü olmasını beklerdim. Roman, ahlaki değerlerin timsali Bedia ile evli olan Lâmi'nin, hırsı, ihtirası ve batılılaşma takıntısıyla öne çıkan Canan'a olan tutkusuyla başlar. Küçük yaşta esir pazarından alınan Çerkes kızı Canan, güzelliği ve alafranga tavırlarıyla etrafındaki herkesi büyülese de, arkasında büyük bir boşluk bırakır. Kitap; Lâmi'nin sırf bu geçici heves için yuvasını, sadakatini ve hatta kendi benliğini nasıl feda ettiğini anlatır. Bu sadece bir aşk üçgeni değil; maddiyatın, maneviyata karşı kazandığı trajik bir zaferin hikayesidir. Eşsiz Derinlik: Neden Bu Eser Gerçekten Çok Özel? · Psikolojik Tahlillerde Zirve: Peyami Safa, karakterlerin iç dünyalarını, çelişkilerini ve çöküşlerini öyle ustalıkla işliyor ki, sayfalar ilerledikçe onların yaşadığı vicdan azabını ve yalnızlığı derinden hissediyorsunuz. · Doğu-Batı Çatışmasının "Acı" Gerçeği: Romanın sadece bir aşk hikayesi olmadığını, aynı zamanda dönemin en temel toplumsal sorununa ışık tuttuğunu söylemeliyim. Batılılaşma adı altında yaşanan ahlaki erozyon, yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi bu romanda da tam bir gerçekçilikle resmediliyor. · "Her Şey" Var: İhanet, hırs, para hırsı, onur, namus ve ahlaki çöküş kavramları romanın içinde o kadar başarılı bir şekilde harmanlanmış ki, her okuyan farklı bir karakterden kendine ders çıkaracak. Son Söz Kesinlikle dünyada ünlü olması gereken yerli romanlarımızdan biri olduğuna inanıyorum. Henüz okumayan varsa, mutlaka okumalı. Bu eser, sizlere
Edebiyat
CânânPeyami Safa · Ötüken Yayınları · 20225,1bin okunma
Bir Sistem Çarkının Arasına Sıkışmış İnsanlık Panoraması
Puan vermedi·159 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 09:05
Aziz Nesin’in keskin zekası ve toplumsal röntgen çekme yeteneğinin en kristalize olmuş hali olan Memurlar Memurlar, sadece bir dönem eleştirisi değil; güncelliğini asla yitirmeyen bir "sistem trajedisidir." Bir Sistem Çarkının Arasına Sıkışmış İnsanlık Panoraması:Aziz Nesin’in bu eserini okurken dudaklarınızda bir tebessüm, kalbinizde ise ince bir sızı hissedeceksiniz. Memurlar Memurlar, devletin o devasa mekanizması içindeki "küçük insanın" trajikomik varoluş mücadelesini anlatıyor. Neden okumalısınız? Kitap, sadece masa başındaki memuru değil; bürokrasiyi, geçim derdini, "amir-memur" arasındaki o tuhaf hiyerarşiyi ve insan onurunun ekonomik sınırlar içindeki sınavını anlatıyor. Sayfaları çevirdikçe "Bu kadar mı değişmez bir sistem?" diye sormaktan kendinizi alamayacaksınız. Ağlanacak Hale Gülmek: Nesin’in ustalığı burada yatıyor. Sizi en acı gerçeklerle yüzleştirirken, ironinin gücüyle bir soluklanma alanı açıyor. Kitap bittiğinde, aslında absürt görünen her şeyin hayatın ta kendisi olduğunu fark ediyorsunuz. Evrensel Bir Dram: Yıllar önce yazılmış olmasına rağmen, bugün bile herhangi bir kurumun koridorunda karşılaşabileceğiniz karakterleri barındırıyor. Zamansız bir eser arıyorsanız, doğru yerdesiniz. Benim memleketimde..." diye başlayan cümlelerin ağırlığını en çok bu kitapta hissediyoruz. Zenginlerin yaşayabildiği, yoksulların ise sadece "hayatta kalmaya çalıştığı" bir dünyada; memurun, emeklinin ve işçinin hikayesi hiç bu kadar yalın ve bu kadar sert anlatılmamıştı. Aziz Nesin, toplumsal adaletsizliği kalemini bir neşter gibi kullanarak önümüze seriyor. Bugün hala "Benim memleketimde..." diye başlayan cümleler kuruyorsak ve sonu bir iç çekişle bitiyorsa, Aziz Nesin’e olan ihtiyacımız hiç bitmemiş demektir. O; zenginin yaşadığı, yoksulun ise sadece "var
Memurlar MemurlarAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 2006947 okunma