Taliban kanunları
"Ben böyle olmasını ister miyim sanıyorsun? Ne yapmamı bekliyorsun, peki? İhtiyaç duyduğum şeyleri vermiyorlar. Bir röntgen cihazım bile yok; ne vantuz, ne oksijen, ne de en ba­sit antibiyotilder. Sivil Toplum Örgütleri para yardımı öneri­yor, Taliban geri çeviriyor. Ya da parayı erkek aşevlerine akta­rıyor."
Alıntı
Çok trajik bir tablo
Hastalar ilaçlarını almayabiliyor ya da röntgen çekimi için gelmeyebiliyorlardı. Kliniğe tekrar geldiklerinde talimatlarımı tekrarlıyor ve tedavinin veya girişimin gerekliliğini vurguluyordum ama gözlerinin ferinin olmadığını, yüzlerinde soğuk bir kayıtsızlık olduğunu da görebiliyordum. Ancak benim zamanım kasıtlıydı ve kendime de itiraf etmeliyim ki neden bu kadar çaresiz göründüklerini ve daha sağlıklı olmak için gerekli adımları neden atmadıklarını derinlemesine araştırmak için de motivasyonum oldukça azdı.
Sayfa 51
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir iş kazasından sonra, genellikle memleketlerinden ayrı ve yalnız yaşayan insanlar, göçmenler, sürgünler, bir bölgeden başka bir bölgeye nakledilen işçiler ya da memurlar, tedaviden sonra ve hekimlerin onlara "artık bir şeyleri kalmadığını" söylemelerine rağmen ağrılarının bir türlü geçmemesinden yakınırlar. Hekim hastasına, ağzı kulaklarına vararak muayenelerin sağlığının yerinde olduğunu gösterdiğini söyler ancak bunaltıcı ağrı ve acıları kesilmeyen hasta için aynı şey söz konusu değildir çoğu zaman. Nasıl harita yeryüzü demek değilse, muayene de insan değildir ve hasta anlaşılmadığından ya da hekimler sıkıntılarının nedenlerini bulamadığından isyan eder. Hastalığına bir ad konmasını, derdine bir çare bulunmasını ister. Hekimin rahatlatıcı konuşmaları onu anlamsızlıkla yüz yüze getiren fazladan bir acıdır. Eğer acı çekiyorsa mutlaka bir şey vardır; söylediklerine kuşku düşürmek, çektiği gerçek acıları yok saymak, kaderini eline almak için anlam arayışlarını askıda bırakmak değilse amaçları, nasıl "hiçbir şeyin yok" diyebilirler ona? Hekim bütünüyle ve keyfi bir biçimde organ düzeyinde kalarak, acı çeken hastanın yüzüne değil muayenelerden çıkan sonuçlara bakarak, elinde olmadan hastanın sıkıntısını daha bir yoğunlaştırır. Bu durumda hastalar, ellerinde röntgen paketleri ve reçetelerle bir hastane servisinden ya da bir hekimden ötekine koşarlar ve hiçbir zaman bekledikleri cevabı alamazlar. Yaşamları tıbbın anatomik-fizyolojik düzlemde saptayamadığı bir ağrının ya da bir zedelenmenin arayışına dönüşür; çılgınca bir koşuşturmadır bu. Bulanık psikiyatrik sıkıntılar, bir ihmale ya da adaletsizliğe kurban gittiklerine inanan bu hastaların acısını daha da artırır. Tıp (hasta beden bilimi) ve psikiyatri (geri kalanların bilimi?) ayrımı, tıp tarihinin mirasçısı bu ikilem,
Sayfa 43
Diotima’nın ünlü konuklarıyla durumu, Kont Leinadorf’un banka ilişkileri ile durumundan farklı değildi; ne kadar istenirse istensin, bunların ruhla bütünleştirilebilmeleri başarılamıyordu. Otomobillerden ve röntgen ışınlarından söz edilebilir ve böyle yapmak, yine de bazı duyguları uyandırabilir; oysa şimdi her yeni günün beraberinde getirdiği başkaca sayısız icat ve keşif karşısında, çok genel olarak insanoğlu bu bağlamdadaki yeteneğine hayranlık duymaktan-ki, zamanla bu tekdüze olup çıkıyordu!-başka ne yapılabilirdi?
Sayfa 203 - Yapı Kredi Yayınları
...insanların inanmaya hazır olmadığı bütün gerçekler bilimkurgu gibi gelir. Dünyanın güneş etrafında dönmesi. Elektromanyetizm. Evrim. Röntgen. Uçaklar. DNA. Kök hücreler. İklim değişimi. Mars'ta su bulunması. Kendi gözlerimizle görene kadar hepsi bilimkurgu.
Bana biraz daha kahve versene Bilge. Bir de röntgen çektirelim. İçinizi gorelim.
Alıntı