Bir Askerlik Anısı
9/10
·640 syf.··
Beğendi
·
2023 200. kitabı
Ben bu edisyonu "bu çeviri çok güzel" diyerek ballandıran sahafın itelemesiyle askerde okudum. Fakat hangi şartlarda, kısaca onu da özet geçeyim: Gece mangası bonusuyla haftalık nöbet sayısında uyku, duş ve çarşı izninden zaten yoksun iken, binbaşından üsteğmen ve asteğmene, uzun dönem arkadaşlara kadar herkesle gül gibi geçiniyorken, benim gibi kısa dönem askerlik yapan kimi tiplerin ne kadar bencil ve haysiyet yoksunu olduklarını gördüm. Nöbetlerini başkalarına kakalamaya çalışan bu kimselere, bu "iyi geçinme" hususunu çekemeyen yedek subayların bireysel çabası eklenince, kitabı tuvalet molalarında okumak zorunluluğu gelişti. Ha, üstüne, bittikten sonra "sakıncalı eser araması" bahanesiyle tüm kitaplar bu tipler tarafından toplanınca soluğu üsteğmenin odasında aldım. Bu tiplerin Rekin Teksoy'un imzasının da bulunduğu kitaplarıma dokunma hakkının bulunmadığını ve askerlik sonrasında onlardan bir iz kalmasını istemediğimi söylediğimde gülerek, sökülebilir çıkartma kağıtlarına yazmalarını emretti. Bu kitaba yazı yazılmıştı elimde tutmayacağım için ve tutmadım da zaten. Şimdi İş Bankası Mazlum Beyhan çevirisi var kütüphanemde, o olmasa Hasan Ali Ediz'i tercih ederdim. Ha, kitaptan sonra Hitchcock'un Rope'una verdiği esinin muğlaklığına göre daha direkt uyarlamalar izlemek için 1969-70 Rus filmi ile 2002 BBC mini dizisini seyrettim, hatta mukayeseli yazısını paylaşmıştım kendi grubumuzda. Sağlık ve Sinema sunumumda psikopat vs. sosyopat bölümünde ikinci gruba örnek olarak (yazıldığı yıllarda sosyopati tanımı henüz konmamışken) yine referans vermiştim. Hem popüler hem kaliteli olan sanat eserlerinden olduğunu yinelememe gerek yok. Şuraya şunu paylaşayım sadece: joeydevilla.com/2007/09/18/crim...
Edebiyat
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Alter · 2000194bin okunma
9/10
·233 syf.·
2020 47. kitabı
Zizek'in, sinema ve edebiyat ağırlıklı olmak üzere popüler kültür ürünlerini analize tutarak Lacancı teoriye yaptığı bu girişte, arzu, dürtü, müstehcen yasa, bakış(gaze), sinthome, Gerçek gibi kavramlara ağırlık verilir. Özellikle bakış(gaze)'ı Hitchcock filmlerinden hareketle yorumlar Zizek. Lacan'ın 11. Seminerde söylediklerini de göz önüne alınca bakış'ın oluşum mekanizması benim için hala netlik kazanmadı, onun ne olduğundan ziyade nasıl olduğunu/oluştuğunu kavrayamadığımdan üzerine yazmayı ileri okumalardan umuyorum. Şimdilik aşağıda 20. Seminer Encore'deki şemayı ele almakla yetinicem, ek olarak kitaptaki filmleri not olarak bırakıyorum. Lacan'ın 20. semineri Encore'deki şeması >> (i.imgyukle.com/2020/07/19/SO0H...) Zizek kitabının yedinci bölümünde "Nesne Var Nesne Var" başlığı altında, dürtü ve arzu nesnesi dışında psikanalizdeki bir başka nesneyi tanımlar; küçük Gerçek nesnesi. Dürtü ve arzu nesneleri? Arzuyu, doğduğu yer olan ihtiyaç-talep ikilisinden hatırlayacak olursak o, talepten ihtiyacın çıkarılmasıyla artık kalandır. Talebin karşılayamadığı koşulsuz aşk beklentisinin, geride özneye bıraktığı şey olan arzu, metonimik, diyalektik bir harekettir. Bu nedenle öznenin arzu ettiği nesne her zaman başka bir nesnedir. Arzu, özneyi, nesnesine kavuşmaya, onu ele geçirmeye, onunla birleşmeye ve tatmine sevk eder ki bu mümkün değildir. Ve bu mümkün değillik noktasında dürtüye dönebiliriz çünkü (her) dürtü ancak bir kısmi dürtü olduğu gibi yine kısmi bir tatmin getirir. Dürtü, arzunun içine daldığı diyalektik ağdan uzak bu diyalektik harekete direnen taleptir. Dürtü arzunun aksine inatçıdır, "mekanik bir ısrardır". Bir hedefe/nesneye varmaktan ziyade onun etrafındaki yolu turlar, nesneyi tavaf eder. Dürtü, arzu gibi mitsel bir birleşmeyle nitelenemez,
Felsefe
Yamuk BakmakSlavoj Zizek · Metis Yayınları · 2022472 okunma
Reklam
10/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2019 58. kitabı
Bir hayatı daha böylece bitirmiş oldum. Pip, senin hayatına meğer ne kadar da girmişim. Seninle birlikte yaşamışım sanki tüm maceralarını. Gece uyumadan önce kaç kere aklıma takılmadın ki acaba bu kötü giden durumların nasıl düzelecek diye? Neden bilmem, tamamen iyiliği ya da tamamen kötülüğü yansıtmadığı için baş karakter, çok samimi geldi bana Pip’in hayatı. İngiltere’nin soğuk ve eski sokaklarında dolaşmış olmaksa gezgin ruhumu biraz tatmin etti sanıyorum. Kitap okumanın en çok bu yanını seviyorum. Bambaşka hayatlara girmiş oluyorum. Karakterle birlikte başıma bir şey geliyor ya da yine karakterle birlikte konuşuyor, kurtuluyor, ağlıyor, düze çıkıyorum. Peki başına neler gelmedi ki Pip? Çok şey geldi. Umudunu kaybettin belki de, her ne kadar okumasam da. Umudumuzu birlikte kaybettik belki de. Sonra hayatının bazı kısımları düzeldi. Bazen güzel giden hayatın bazen üst üste dertlerle sınandı. Tam olarak ‘hayatı’ gördüğüm bu kitaba büyük bir sevecenlikle elveda diyorum. O son sayfadan sonra hayatında neler olup bitti bilmiyorum, umudu yüreğinde hissettin mi hissetmedin mi bilmiyorum. Ama bilmeyi çok isterdim. 649 sayfa olsan ve çoğu insanın gözünü korkutsan da ben hiç ama hiç sıkılmadan, büyük bir zevkle okudum. Sizlere de öneririm. Buraya da kitaptan bir alıntı bırakıp kaçayım: “O güzel, kara gözlü kızla onun vefalı aşkının bekçiliğini yapan anaç kadına iyi geceler dilediğim zaman Old Green Copper-Rope Walk denilen bu yeri yepyeni gözlerle görmeye başlamıştım. Barley Baba varsın dağlar kadar kocamış olsun, gece gündüz ağız dolusu sövgüler savursun... Bu ev onun tüm huysuzluğunu kapatmaya yetecek kadar gençlik, sevgi, güven ve umutla dolup taşıyordu ya!” #bookstagram
Büyük UmutlarCharles Dickens · Can Yayınları · 201718,4bin okunma