Mert

Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Vezir-i âzamın na'şı Galata'ya götürülerek orada bir tekkeye gömüldü. Fakat üzerine herhangi bir türbe yapılmadı. Sadece kabrine dikilmiş bir ağaç, bu gözden düşen vezirin gömülü bulunduğu yeri uzun bir süre gösteren bir belirti olmuştur. Osmanlı tarihlerinin kaydettiği yüzlerce vezir içinde denebilir ki, hemen hiçbiri İbrahim'in ulaştığı ikbal zirvesine çıkmamış, fakat hiçbirisinin düşüşü de Osmanlı ülkesinde onunkisi kadar derin akisler bırakmamıştır.
Sayfa 521 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "İbrahim Paşa'nın Gözden Düşmesi ve İdamı"·Kitabı okudu
Tarih
... Sultan Süleyman'ın Bağdat'ta kaldığı süre içinde; İbrahim Paşa, İskender Çelebi hakkındaki öç alma projesini gerçekleştirmeyi başardı. Azledilmiş olan defterdar İskender Çelebi, gerçi siyasi nüfuzunu kaybetmişti. Fakat son derecede zengindi. İleride İbrahim için tehlikeli de olabilirdi. En iyisi hasmını artık hiçbir korku vermeyecek hâle getirmek; yani yok etmekti. Bir divân günü, henüz Ayas ve Kasım paşalar gelmeden, İskender Çelebi'nin ortadan kaldırılması hakkında padişah tarafından emir geldi. Bu değerli adam Bağdat çarşısında asıldı. Padişah onu astırınca, defterdarın altı-yedi bini bulan kölelerinin artırma ile satılmayarak saray kulları arasına alınmalarını ve mallarının da sultan hazinesi için müsadere olunmasını irade etti. İskender Çelebi'nin hizmetinde ve emrinde o kadar çok sayıda adam bulundurması sadece bir gösteriş arzusundan doğmamıştır. Değişik devlet hizmetlerini ileride liyakatle görebilecek kapasiteli insanlar için bir gençlik fidanlığı hazırlamak istiyordu. Sonraları onun kölelerinden yedisi vezirlik veya vezir-i âzamlık payelerine yükselmişlerdir. Bunlar arasında Kanunî Sultan Süleyman'ın son veir-i âzamı Sokullu Mehmed Paşa'yı başta saymak gerekir.
Sayfa 518 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "İskender Çelebi'nin Ölümü"·Kitabı okudu
Tarih
Kanunî, atalarından "Sultanu'l-berreyn ve hakanu'l-bahreyn", "Hâdimu'l-haremeyn eş-şerifeyn", "Kostantiniyye, Edirne, Bursa", "Mısr-i nâdiretu'l-asr", "Şam-i cennet-meşâm", "Halebü'şehbâ" şehirlerinin sahibi unvanlarını veraset yolu ile almıştı. Bunlara "Belgrad-ı Darü'l-cihad" ve "Bağdad-i Darü's-selâm" sahibi unvanlarını da kendisi kattı.
Sayfa 517 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "Tebriz ve Bağdat'ın Fethi"·Kitabı okudu
Tarih
Böylece batıda Darü'l-cihad adı ile anılan Belgrad'a karşılık, doğuda da Darü's-selâm denilen Bağdat Osmanlı ülkesine katılmış oldu. Bağdat; birçok evliya türbelerini kucağında bulundurduğu için "Burc-i evliya", Abbasi halifelerinin başkenti olduğundan "Darü'l-hilâfe", kapıları dış kapılarla örtülü olmak bakımından "Zevrâ" adları ile de anıldı. Bağdat, 765 tarihinde Halife Mansur tarafından temelleri atıldığı günden başlayarak İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Siyaset ve fikir hayatından ticaret ve müesseseler bakımından zenginliğine kadar her yönden Bağdat, üzerinde durulmaya değer. Ayrıca dört Sünni mezhepten en büyüğü olan Hanefîliğin kurucusu İmam-ı Âzam, Kadiriyye tarikatının kurucusu Abdülkadir Gilânî gibi İslam büyüklerinden birçoğu ebedi uykularını burada uyumaktadırlar.
Sayfa 517 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "Tebriz ve Bağdat'ın Fethi"·Kitabı okudu
Tarih