Mert

İbrahim Paşa nihayet müzakerenin konusu olan hususa, yani Şarlken'in mektubuna sözü getirdi ve yaklaşık olarak şöyle dedi: "Bu mektup ihtiyatlı ve itidalli bir hükümdar mektubu değildir. Burada kendisine ait olmayan birçok unvanları da saymaya kalkışıyor. Nasıl oluyor da kendisine Kudüs kralı demeye cüret ediyor. Buranın sahibinin büyük padişah olduğunu bilmiyor mu? Sonra, kendi kardeşi Ferdinand ile büyük padişahı bir tutmaya kalkışması da yanlıştır. Benim efendimin toprak ve insanca Ferdinand'dan daha kuvvetli sancak beyleri vardır. Fransa kralı bize gönderdiği ve sadece Fransa kralı diye imzaladığı mektupla gerçekten bir krala yakışır şekilde hareket etmiştir. Bunun içindir ki; padişahımız da ona verdiği cevapta büyük unvanlarını yazmadı. Gene bunun içindir ki, Barbaros Fransa kralına, büyük padişaha itaat eder gibi itaat etmek için emir aldı. Eğer Şarlken bizimle barış yaparsa yalnız o vakit imparator olacaktır. Çünkü Fransa, İngiltere krallarına, papaya, Protestanlara biz onu o nitelikte tanıttıracağız." (...)
Sayfa 510 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "Avusturya ile Osmanlı Devleti Arasında İlk Andlaşma"·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
... Böylece üç hafta süren düğün şenlikleri Kâğıthane'de bir koşu ile son buldu. Sultan Süleyman bu düğündeki ihtişamdan memnun olarak vezir-i âzamı İbrahim Paşa'ya şu soruyu sormuştur: "Senin kız kardeşimle evlendiğin düğün mü, yoksa oğullarımın sünnet düğünü mü daha güzeldi?" İbrahim'in verdiği karşılık şöyle olmuştur: "Benim düğünüm gibi bir düğün şimdiye kadar olmamıştır. Olmayacaktır da." Bu beklenmedik cevaptan biraz gücenen padişahın: "Neden?" diye sorması üzerine de, İbrahim Paşa şu zarif sözleri söylemiştir: "Sizin düğününüzde benim düğünümdeki kadar büyük bir davetli yoktu. Benim düğünüm, zamanımızın Süleyman'ı olan Mekke ve Medine padişahının huzuru ile şeref kazanmıştır." Padişah bu meharetli övmeden sevinmiş ve vezir-i âzamına takdirlerini beyan etmiştir.
Sayfa 500 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "Şehzadelerin Sünnet Düğünü"·Kitabı okudu
Tarih
İbrahim Paşa 28 Aralık'ta Laçki'yi yeniden kabul ederek güler yüz gösterdi. Konuşma arasında şu anlamda sözler de söyledi: "Biz Kral Lui'yi öldürdük. Şatosunu aldık. Orada yemek yedik ve uyuduk. Onun krallığı bizimdir. Kralların taç ile kral olacaklarını sanmak deliliktir. Hüküm süren altın değildir, kıymetli taşlar da değildir. Fakat demirdir. Kılıç itaate zorlar, kılıç ile kazanılan şeyi, kılıç ile korumak gerekir. Biliriz ki, Macaristan'ın parası, kaynakları kalmamıştır. Öyle ise, senin efendin padişahı kendi efendisi gibi tanısın. Onun kudretli elinden yardım istesin. O zaman yardım eder. Sadece Ferdinand'ı değil, bütün dostlarını da yok eyler. Onların dağlarını atlarımızın ayakları ile ova yaparız. Gerekirse savaşa çıkmaya hazırız. Padişahın orduları kolaylıkla üstün gelecektir. Budin Ofen'i bir ikinci İstanbul yapacağız. Ben sana Türk usulü ile konuştum, yani oldukça kısa söyledim. Türkler az söylerler, çok yaparlar. Sen benim güldüğümü görüp de şaşıyorsun. Kılıcımızın kuvveti ile fethettiğimiz yerleri istemeğe geldiğin için gülüyorum. Bilsen ki, bizim, şahin pençesinden daha müthiş pençelerimiz vardır. Ellerimiz, bir kere koyduğumuz yerden çıkmaz. Sözlerimi hatırında tut. Çünkü geçek budur..."
Sayfa 488 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "Bosna ve Hırvatistan'da Kale Fetihleri"·Kitabı okudu
Tarih
... Bu başarıdan sonra İbrahim Paşa, Anadolu beylerbeyi ile diğer beyleri düzenlediği bir divâna çağırdı. İlkin Anadolu beylerbeyine şu mealde hitap etti: "Yarı çıplak, serseri, haneberduş, derviş takımının önünden nasıl kaçtınız?" Beylerbeyi cevap veremeyerek yahut cevap vermeye cüret edemeyerek sustu. Bunun üzerine vezir-i âzam bu soruyu öteki beylere de yöneltti. Onlar da ordunun yenilme sorumluluğunu birbirinin üzerine attılarç Cellatlar yaklaşmak için tam emir aldıkları sırada idi ki, eski vezir-i âzam Pîri Paşazâde İçel beyi Mehmed Bey, o ana kadar muhafaza ettiği sessizliği bırakarak padişahın saadeti için dua ettikten sonra şu şekilde konuştu: "Dedelerimiz bir savaşa girişecekleri zaman Allah'tan yardım diledikten sonra tecrübeli ihtiyarlarla müşavere etmek geleneğine uyarlardı. Biz ise, ne onu yaptık ne de bunu yaptık. Gurur, kendimize olan aşırı güven başımıza bu musibetleri getirdi. Cezamızı çekmek için işte kılıç ve işte başlarımız!" Vezir-i Âzam bu asil sözlerden müteessir olarak geçmişi bağışladı. Sonra Adana'nın akıllı valisi Pîri bey'i maiyetine alarak İstanbul'a döndü. Padişah bu zatı büyük bir iltifatla kabul etmiştir (11 Ağustos 1527).
Sayfa 484 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "Anadolu İsyanları"·Kitabı okudu
Tarih
Vezir-i Âzam İbrahim Paşa bu kanlı yenilginin haberini Dulkadir eyaletinde iken aldı. İstanbul'dan getirmiş olduğu üç bin yeniçeri ve iki bin sipahi ile süratle Elbistan'a kadar ilerledi. Türkmenlere yenilen askerden orduya gelecekler bulunursa yenilgilerine dair yayacakları haberlerin beriki askerin moralini de bozacağından çekinerek hiç kimsenin gelmemesini istedi. Ve aksine hareket edip de gelen olursa öldürülmeleri emrini bile verdi. Ondan sonra gerekenlere iltifat göstererek ve timarlar tevcih ederek daha önce Kalender tarafına geçmiş olan Türkmen aşiretlerini bu tarafa çekti. Bunların ayrılması üzerine asiler birkaç yüz kişiden ibaret kaldılar. Sadrazamın şerbetdarlarından Bilal, Mehmed ve Deli Pervane komutasında gönderilen bir müfreze, bunları kolayca yendi. Kalender maiyeti ile beraber, Başsız dağlarında yakalanarak başı kesildi (22 Haziran 1527).
Sayfa 484 - İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, 2. Baskı "Anadolu İsyanları"·Kitabı okudu
Tarih