Aybar şüphesiz Rosa Luxemburg’un Sovyet Rusya için 1918’de yazdığı, bazı uygulamalarından dolayı Lenin ve Troçki’yi “Genel seçimler, sınırsız bir basın ve toplantı özgürlüğü, özgür düşünce mücadelesi olmadan yaşam tüm kamu kurumlarında solar, bitkisel olur ve bürokrasi tek eylemli öğe olarak kalır. Kamu yaşamı giderek hareketsizleşir; tükenmez bir enerjiyle ve sınırsız bir idealizmle canlanan birkaç düzine parti önderi yönetir ve hükümet eder; gerçek iktidar, içlerinden üstün zekâlı bir düzinesinin elindedir, ve işçi seçkinleri yöneticilerin söylevlerini alkışlamak ve önerilen karar tasarılarını oybirliğiyle kabul etmek için zaman zaman toplantıya çağrılır; demek ki temelde, bir zümre hükümeti-bir diktatörlük elbette, proletaryanın diktatörlüğü değil, yani burjuva anlamda, Jakoben hegemonya anlamında bir diktatörlük.” sözleriyle uyardığı makalenin okunmasını istemektedir.
Madam Rosa'nın her yanı dehşet çürüyordu, çünkü bu dünyada acıma diye bir şey yoktur. Kokunun nereden geldiğini anlamak için kapıyı kırıp beni Madam Rosa'nın yanına uzanmış gördüklerinde, "İmdat!" ve "Ne feci şey!" diye bağırmaya koyuldular, ama daha önce bağırmayı akıl etmemişlerdi, yaşamın kokusu yoktur çünkü.