Kitap, tek bir ana karaktere ya da olay örgüsüne bağlı ilerleyen bir roman değil. Galeano, farklı dönemlerden, farklı coğrafyalardan, farklı sosyal sınıflardan kadınların hayatlarından kısa ama etkili kesitler sunuyor. Bazen adı herkesçe bilinen bir kadından söz ediyor, bazen de tarihte hiçbir iz bırakmamış, sadece acı çekmiş ya da direnmiş bir kadının hikâyesini anlatıyor. Bu yapı, bana kadınlığın tek bir yüzü, tek bir kaderi, tek bir kalıbı olmadığını açıkça gösterdi. Her hikâye, kadın olmanın başka bir halini, başka bir yükünü, başka bir gücünü taşıyor.
Galeano’nun anlatısında en güçlü hissettiğim şeylerden biri, kadınların tarih boyunca nasıl sistemli bir biçimde görünmez kılındığı oldu. Savaşlar erkekler üzerinden anlatılırken, acının en ağır kısmını çoğu zaman kadınların taşıdığını görmek insanı sarsıyor. Evlerinde, tarlalarda, fabrikalarda, sokaklarda, yatak odalarında, mahkemelerde, kiliselerde ve meydanlarda kadın bedeni ve hayatı üzerinde kurulan tahakküm, kitabın satır aralarında çok net hissediliyor. Kadınlar sadece fiziksel şiddete değil, zihinsel ve duygusal bir kuşatmaya da maruz kalıyor. Galeano, bunu romantize etmeden, yalın ve çarpıcı bir dille gözler önüne seriyor.
Ancak Kadınlar yalnızca acıların, kayıpların ve ezilmişliklerin anlatıldığı karanlık bir kitap değil. Tam aksine, içinde oldukça güçlü bir direniş ve umut duygusu da var. Galeano’nun anlattığı kadınlar; susmayan, boyun eğmeyen, düşünen, üreten, seven, karşı çıkan ve var olmaya devam eden kadınlar. O yüzden kitapta kadın, yalnızca kurban olarak konumlanmıyor; aynı zamanda mücadele eden, değiştiren ve dönüştüren bir özne olarak da karşımıza çıkıyor. Bu nokta, kitabın en güçlü yanlarından biri.
Elbette bazı okurlar için hikâyelerin çok kısa olması, daha derinlemesine işlenmemesi bir