Bu bir öykü sayılır mı? Sanmıyorum. Öykülerin hep bir sonu olur çünkü. Anlattıklarımsa burada bitiyor. Son filan yok.
Hem çaresizliğin, anlayamamanın, çözümleyememenin, el yordamıyla yaşamanın, korkuyu bastırmak için cinayetlere bile kayıtsız kalmanın, hayata duyulan güzelim gençlik inancının çöküşünün doğurduğu bungunluğun, bir ömür süreceğine inandığımız büyük suskunun öyküsü mü olurmuş?
Yakınmak aklımızın köşesinden geçmezdi. Uslu yaşamaya alıştırılmış, öyle büyümüştük. Hepimiz akşam yemeklerinde yalnızca çorba içebilen, gene de devletin maaşlı hizmetlileri olmakla övünen yetingen kişilerdik.
Soğuktan hiç hoşlanmam, sıcak bir ev mutluluğun yarısı sayılır. Hele kötü yapılmış yoksul evlerin yapışan kederli soğuğu... Kar oyunlarından ürken kısalmış, eski giysili çocukları o kadar iyi biliyorum ki...