9/10
·437 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 22:53
Merhaba sevgili okur, Bu kitap seçilmiş halk hikayelerini özetler nitelikte hazırlanmış. Hikayeler anlatan kişiye göre bazı değişikliklere uğrar, hatta sonu dinleyici tercihine göre mutlu veya mutsuz sonla bitecek şekilde de değiştirilir. Genel olarak hikayelerin kısaca anlatıldığı bir seçki. Okuması da oldukça keyifli oldu. Halk hikayelerinin genel özelliklerini tanımak için de bir fırsattı. Bu kitabı almak için verdiğim çabaya değdi efenim ;) Umarım bir gün halk hikayelerini bir ozan anlatısından dinlemek nasip olur. Hikayeleri kısa kısa ve açık bilgi vererek anlatacağım, spoiler istemeyen uzak dursun lütfen. 1- Karacaoğlan: Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi’nde anlatımın çok başarılı olduğunu söyleyerek başlayalım. Karacaoğlan esmer ve ince yapılı Toros’ların delikanlısı. Rüyasında bade içerek saz üstadı olur. “Saz yorulmadıkça, Karaca da yorulmazdı. Onun sözlerine de doyulmazdı…” Her gittiği yerde hürmetle karşılanan Karacaoğlan bir beyin kızı olan Elif’e aşık olur ve sevdâlılar kavuşurlar amaaa zamanla kader ağlarını örüp işleri değiştirir. Sazına gönül veren Karacaoğlan bir gün sazının teli kopunca sevdiğinin başına gelenleri hisseder. Elif’e döndüğünde artık çok geçtir. Güzel bir nasihatle de hikaye sonlanır. “Çok varıp gelirsen olmaz her yere Ya muhabbet kalkar, ya bir hâl olur...” 2- Kara Koyun: Maharetle kaval çalan çoban Mustafa gün gelir Ağa’nın kızına aşık olur. Olur olmasına da imkansız aşk kadar zor nesne az bulunur. Olur ya, Ağa kızı Ayşe de Mustafa’ya aşık olur. Mustafa haddini bilse de Ayşe’nin aşkından emin olunca tüm zorluklara göğüs gerip Ağa’dan kızını ister. Ağa’nın ve aşkı tanımamış olanların bir şartı vardır. Üç gün tuz yalatılıp susuz bırakılan koyunlar Mustafa’nın kavalıyla dereyi geçeceklerdir. Hiçbiri su içmezse Ayşe ile Mustafa
Halk HikâyeleriErgun Sav · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 19749 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2025 24. kitabı
Bazı insanlar daha anne karnında damgalanır; suçlu, kirli, istenmeyen biriymiş gibi dünyaya gelir ve ömür boyu öyle hisseder. Nalan da Hayri de görülmeyen, değersizleştirilmiş, sevgiden yoksun bu kaderi taşıyordu. Filiz Akın’a benzeyen, güzelliğiyle ulaşılmaz görünen Nalan ve ortak acıları yaşayan Hayri'yi kader bir şekilde bir araya getirir.Yine de tüm yaralarına rağmen, birbirlerinden öğrendiler sevmeyi… Değerli olmayı, önemsenmenin nasıl bir his olduğunu… Belki de hikâyeleri tam da bu yüzden hem acı hem de insana ait: İki yaralı ruhun, birbirine tutunarak nefes almayı öğrenişi. Kader motifi ve bebeklik döneminin ne kadar önemli olduğunu anladığımız bir kitap kesinlikle. Bebeklik dönemi hepimizin bildiği gibi duygusal temelin atıldığı bir evredir. Bir bebek-ister sevgi , ister güven, ister ihmal ve değersizlik - hissetsin yetişkinlikte de "tanıdık" geldiği için tekrar yaşanır. İşte biz buna kader motifi deriz. Yani insan, en erken yıllarında ne hissettiyse, çoğu zaman büyüdüğünde de o hikâyenin içinde yaşamaya devam eder; ta ki bu döngüyü fark edip yeniden yazana kadar. Ne mutlu ki Nalan bu hikâyeyi yeniden yazanlardan oldu. Gülseren Budayıcıoğlu'nun kitaplarını çok seviyorum. Her konusuyla beni içine çekiyor , hayata karşı yeni bakış açıları kazanmamı sağlıyor. Yine iyiki okudum dediğim bir kitap. Mutlaka okuyun derim.
1000Kitap
Camdaki KızGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 201928,2bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·624 syf.··
2025 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Ağustos 2025 02:46
"Dudaklarından dökülen iki kelimede saklı felaketim. Sevgilim; bazen sözler tutulmak için değil avutulmak için verilir, bilemezsin." Öncelikle bu kitap 3 yıl önce çıkmış ve final yapmamış bir kitabın ilk kitapla devamının birleştirilmiş hali. Ben daha önce ilk kitabı okuduğum için bu yorumda ikinci kitaptan bahsedeceğim, ilk kitabın yorumunu bundan iki sene önce yapmıştım profilimden ulaşabilirsiniz. Bu yüzden konusundan bahsetmeyeceğim. Çıkmasını yıllardır sabırsızlıkla beklediğim, bir an bile aklımdan çıkarmadığım ruhuma dokunan o kitap. Peki sorarsanız değdi mi o kadar bekleyip kapak paylaşıldığında gözyaşlarına boğulduğuna; kesinlikle değmedi. İlk kitap haricinde 150 sayfa okumak için bu kadar heyecanlanmışım, inanın ne desem bilmiyorum. Tam bir hayal kırıklığı. 45.Durak benim kendimi bulduğum ve ait olduğum bir evrendi, konusunu anlatsam klişe diyebileceğiniz bir kitap ama size hissettirdikleriyle kalbinizde yer ediniyordu. Hisler kitabıydı. Ikinci kitapta bu ruhu hissedemedim bile, 45 okuyormuşum gibi değildi. Olaylar derin değil, her şey yazılmak için yazılıp geçilmiş gibi. Bir anda zaman atlamaları oluyordu ve asla giremedim tekrar o evrene, yazarın da yıllar sonra tekrar yazdığı için evreni benimseyemediğini düşünüyorum. Biz yine aldık okuduk yazar için bir sorun değil ama olan 2 yıldır devamını bekleyen okurlara oldu. Asla tatmin edici değildi oysa ben başlarken tekrar yuvama dönmüş gibi hissetmiştim. En azından yazar bizim için biraz daha uğraşabilirdi, 3 yılımız buna değerdi çünkü. Yazık oldu üzülüyorum sadece
2025 Okuma Raporları
45. DurakBüşra Nur · İndigo Kitap · 2025422 okunma
Kendini Bilmenin Gücü Bilginin Kalbe İnişi
10/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2025 185. kitabı
İnsanın varoluş yolculuğu, yalnızca toprağın üzerinde yürüyen bir bedenin hikâyesi değildir. O, iç âlemin derinlerinde yankılanan bir arayışın, hakikati bulma çabasının ve ruhun kendini tanıma serüveninin izini taşır. Gazali, bu eserinde insanın nasıl insan olduğunu sorarak aslında en temel soruya yönelir: Bizi diğer varlıklardan ayıran şey nedir? Gazali’ye göre insan, aklı ve kalbiyle bir bütündür. Sadece düşünmekle yetinmez, kalbiyle hisseder, ruhuyla hakikati sezer. İnsanı insan yapan şey, yalnızca zekâsı değil, aynı zamanda vicdanı ve iradesidir. Çünkü akıl rehberdir, ama kalp ışığını kaybederse yol bulanıklaşır. İşte bu noktada insan, ya hakikatin yolcusu olur ya da nefsinin esiri. Eserin merkezinde, insanın iç dünyasıyla verdiği büyük mücadele vardır. Nefs, arzularıyla sürekli insanı çağırır; hırs, öfke ve ihtiras onu zincirlemek ister. Ama kalbin sesi, içten içe ona daha büyük bir hakikati fısıldar: “Sen bu dünyaya sadece yemek, içmek, kazanmak için gelmedin. Senin yolun, kendi özünü bulmak ve Yaradan’a yaklaşmak.” Gazali’nin sözlerinde, insanın ruhsal gelişim basamakları bir yol haritası gibi çizilir. Önce kendini bilmek gerekir. Çünkü kendini tanımayan, Rabbini de tanıyamaz. Ardından nefsin terbiyesi gelir. İnsan, arzularını dizginlemedikçe özgür olamaz. Gerçek özgürlük, isteklerin kölesi olmamakla mümkündür. Eser, aynı zamanda bilginin önemini vurgular. Fakat burada bahsedilen bilgi, kuru bir yığın değildir. Gazali’nin altını çizdiği nokta şudur: Bilgi kalbe inmediği sürece insanı dönüştürmez. Gerçek bilgi, insanın yaşayışına, ahlakına ve davranışlarına yön verendir. İnsan, öğrendiğini hayatına kattığı ölçüde insandır. İnsan olmanın bir diğer boyutu da merhamettir. Gazali, merhameti yalnızca başkalarına acımak değil, varlıkların her birinde Yaradan’ın
Duygu ve Düşünce
İnsan Nasıl İnsan Oldu?İmam Gazali · Ketebe Yayınları · 2023464 okunma
İçsel Yalnızlığın Sessiz Çığlığı
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2025 94. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2025 11:07
Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunları, sadece bir roman değil, insanın içini kanatan, kendi benliğiyle yüzleştiren bir aynadır. Hikmet Benol’un oyun gibi görünen ama aslında kanayan gerçeklerle örülü dünyası, sayfaları çevirdikçe insanın içine işleyen bir içsel sorguya dönüşür. Hikmet, sıradan bir hayatı, anlam yoksunluğu içinde geçirmiş bir adam. Herkesi memnun etmeye çalışmış, “iyi” bir vatandaş, “uyumlu” bir birey olmaya çalışmış ama kendine hiç uğramamış. Hayatı boyunca ciddi insanların arasında ezilmiş, duygularını bastırmış, sevgisini doğru bir yere koyamamış. Ve sonunda oyunlar yazmaya başlamış… Çünkü gerçek dünya ona yaşama izni vermemiş. Bu “oyunlar”, aslında onun kendine kurduğu alternatif bir evrendir. Orada her şeyin anlamı değişir. Kelimeler, insanlar, ilişkiler… Ama bu oyunlar da giderek onu tüketir. Çünkü ne kadar oyun kurarsan kur, içindeki boşluğu kelimelerle dolduramazsın. Aşk, yalnızlık, suçluluk ve umut arasında sıkışıp kalırsın. Benim için Tehlikeli Oyunlar, bir ruhun incelikli çırpınışıdır. En çok da sessiz kalanların, içine atanların romanıdır. Belki de bu yüzden her cümlesi kalbime dokundu. Çünkü Hikmet yalnız değildi; biz de hepimiz az çok onun gibiyiz. Bu romanı okurken sadece bir karakterin hikayesini değil, kendi iç sesini de duyuyorsun. Çünkü hepimiz biraz Hikmet’iz… Sevilmek isteyen, anlaşılmak isteyen ama çoğu zaman içimize konuşan. Oğuz Atay’n bir cümlesi kalbime oturuyor. Ve seni kendinden bile sakladığın yaralarınla baş başa bırakıyor. “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” Bu cümlede öyle bir yalnızlık, öyle bir arayış var ki… Hikmet sadece bir okuyucuyu değil, kalben bağ kurabileceği bir ruhu, bir sesi, bir sevgiyi arıyor. Tıpkı senin zaman zaman o kalabalıklar arasında kendini yapayalnız hissettiğin gibi… Ve aslında
1000Kitap
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
9/10
·538 syf.··
Beğendi
·
2024 140. kitabı
1.Uluma Vahşi Kadının Dirilişi:Eğer çöllerde kaybolmuşsanız, yorgunsanız, şansınız yaver gider mutlaka La Loba ile karşılaşır ve seversiniz. La Loba yaşlı kemik koleksiyoncusudur .Arketipsel simgecilikte kemik tahrip edilemez gücü temsil eder .Kolaylıkla kendilerini temsil etmezler.Mit ve öykülerde tahrip edilemez olan ruhun tinini temsil eder.Ruh tininin yararlanabileceğini hatta sakatlanabilir ama asla yok olmaz.Öyküde kurt kemikleri vahşi benliğin tahrip edilemez, yok edilemez olduğunu ve bozulmayacak olanı temsil eder .Vahşi benliğin ruhsal kemikleri içimizdedir.Zamanı geldiğinde bu yaratık tekrar ete kemiğe bürünerek kendimizi ve dünyamızı değiştirir .Kadınları değiştirecek kemik içindedir.Bu nefes içimizdedir .Kaybolmaz,tahrip olmaz ama onu bularak bir araya getirmek ona nefes vermek hayatın her döneminde olabilir. Kadının içinde hayvani iç güdüsel benlik vardır ve bu benlikte vahşi olan yön vardır. Bu benlik hareket eder ,konuşur ,öfkelenir ,özgürdür ve bilgili bir benliktir. İçimizdeki yaşlı bugün de kemikleri topluyor.Ruh evinin inşacısıdır .Ruh yapıcı, kurt yetiştirici, vahşi şeylerin koruyucusudur yaşlı kadın kemikler üstüne şarkı söyler ve o şarkı söyledikçe kemikler ete bürünür. Hayatımız boyunca yaşadığımız hayal kırıklıkları,özlem ,üzüntüler sonrasında zmanı geldiğinde o yeniden oluşumu başlatacak ruhumuzun sesini dinlemeliyiz.O zaman ruh kemiklerimiz yeniden canlanacak ve vahşi oluşum gerçekleşecektir. Çölde hayat küçük ama muhteşemdir, olan bitenlerin çoğu yeraltında sürer gider .Birçok kadının hayatı da buna benzer.Bir kadın psişesinin yolu kulağına gelen tınılar ya da geçmişte maruz kaldığı zulümler veya yer üstünde daha geniş bir hayat yaşamasına izin verilmemiş olması yüzünden çöle düşmüş olabilir .Bazı kadınlar psişik çölde bulunmak
Edebiyat
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,8bin okunma