Spoiler Uyarısı
Benim için bu evreni gerçekten “okunur” kılan şey ejderhalar ya da politik entrikalar değil. Açık söyleyeyim: Buz ve Ateşin Şarkısı’nı sevmemin asıl sebebi Tywin ve Jaime Lannister.
Tywin Lannister bir insan gibi işlemez—bir sistem gibi işler. Onun dünyasında sevgi zayıflık, merhamet kusur, “saygı” ise çoğu zaman süslenmiş korkudur. Lannister adı onun için bir soyadı değil, bir yasa. Ve o sistemin içine Jaime Lannister doğar.
Dışarıdan bakınca Jaime kusursuzdur: yakışıklı, yetenekli, “altın çocuk.” Ama Tywin’in gözünde Jaime hiçbir zaman sadece Jaime değildir. O her zaman bir rol, bir miras, bir devam projesidir.
Jaime’yi ilginç kılan tam da bu. İki dünyanın arasında sıkışmış bir karakter: bir tarafta Lannister gururu, diğer tarafta kendi istekleri ve yozlaşmanın ortasında insan kalma çabası. Ve bu iki taraf hiçbir zaman gerçekten örtüşmez.
Evet, Jaime’nin günahları var—hem de bazıları affedilemez. Ama tam da bu yüzden iyi yanları “temiz” bir kahramanlık gibi parlamaz. Daha kirli, daha pahalı ve çok daha gerçek hissettirir.
Jaime’ye “kötü” demek kolay. Ama bu yüzeysel bir okuma. Çünkü hikâyesi başka bir şey söylüyor:
Bazı insanlar iyi ya da kötü oldukları için değil, bulundukları koşullar yüzünden hareket eder.
Onun ünlü sözü bunu özetler:
“Benim gibi adamlar yok. Sadece ben varım.”
Bu şu demek: Çoğu durum benzersizdir ve bir eylemi gerçekten yargılamak için arkasındaki tüm hikâyeyi bilmen gerekir. Jaime gibi kararlar alan “başka adamlar” yoktur. Sadece Jaime vardır.
Onu gerçek yapan da bu. Bir kategori değil—bir insan. Çelişkilerle dolu, hatalarıyla yüzleşen ama asla tam anlamıyla çözülemeyen bir adam.
“Sevgi uğruna yaptıklarım” dediğinde romantik bir poz kesmiyor. Karanlığını inkâr etmiyor, ondan kaçmıyor. “Evet, yaptım” diyor. Bu