Türk halısındaki nakışın güzelliği Uluköy granit kaplı sokaklar efsanelerle yüklü geçmiş ve silinmeyen bombardıman izleri balıklı göleti ve ünlü kaplıcasıyla biga yarım adasında bir efsane egeye dört kilometre uzaklıkta balıkçılıkta yapılıyor Atlas dergi sayı 68 kasım 1998 Victor hugo soruyor Garip değil mi? Ulaşamayacağımız kadar yüksekte sandığımız kişiler, aslında eğilemeyeceğimiz kadar alçaktadır evet o yüksek sandığımız güzellikler tam olarak yanı başımızdadır çarşılarımız rızık kapımız vede o ezan okunan camiler yüksekte değil tam olarak yanı başımızda fakat insanlar kartallar gibi yüksekten uçmak isteyince ne yazıkki yere çakılıyor egenin en önemli halklarından biride gayrimüslimler onlarında hakkı var bu ülkede ve bir zamanlar egede yaşayıp camiler inşa edilsin diye kendi toprağını arazisini bağışlayan Rum halkıda mübadele ve kara eylül denilen 6 7 eylül olayları yaşanmadan bu ülkenin insanı ve gardaşlarımızdı selam olsun o insanlara ege bölgesi denilince akla rumlar geliyor insan iç geçirmeden edemiyor rum komşularına evet yüksekte duranlara değil yanıbaşımızdaki güzelliklere bakalım biga yarımadası ve ulugölde bugün bayanlar köy kızları gönlünden geçenleri desen desen motif motif halılara dokuyor Efendimiz SAV kişiye ancak kendi elinin kazancı vardır buyuruyor peki biz nakış nakış el ile dokunan türk halılarındaki güzellikleri görebiliyormuyuz victor hugonun dediği gibi ne garip yükseğe bakmaktan güzellikleri perdeliyoruz
1000Kitap
Marble bust of Antinoüs-Osiris, c. 130-138 A.D. Antinoüs (Antinous. Antinoös. Yunanca: Ἀντίνα ςα )) Roma'nın Bithynia et Pontus eyaletinde Claudiopolis'te (günümüz Bolu, Türkiye) doğan bir Yunan gencidir. M.S. 128 yılında Roma İmparatoru Hadrian'ın favorisi ve sevgilisi oldu. Antinoüs hakkında Hadrian ile olan bağlantısı dışında çok az şey bilinmektedir, ancak M.S. 130 Ekim'de 18 veya 19 yaşlarında gizemli erken ölümünden sonra bir efsane haline gelmiştir. İkisi Mısır'da Nil boyunca seyahat eden bir filonun parçası iken, Antinoüs'ün boğulduğuna inanılıyor. Antinoüs'ün gerçekten nasıl öldüğüne dair, kazara boğulmaktan tasarlanmış insan kurbanına hatta intihara kadar birçok teori öne sürülmüştür. Alimler, Hadrian'ın kayıp anılarında, Hadrian'ın kendisinin bunun sarhoşluk nedeniyle kazara bir ölüm olduğuna inandığını belgelediğini söylüyor. Yine de, Dio Cassius'un olaydan 80 yıl sonra yazdığı yazılar, Antinous'un ölümünün Hadrian'ın hastalığı veya kötüleşen sağlığı adına bir fedakarlık olduğunu iddia ediyor. Böyle bir olay son derece tartışmalı olurdu, çünkü Hadrian İmparatorluk içindeki fedakarlığa karşı yasaları güçlendirmişti. Antinoüs'ün ölümünün ardından Hadrian'ın teselli edilemez hale geldiği ve çağdaşların "kadın gibi eğitildiğini" iddia ettiği söyleniyor. Yerel papazların Antinous'u ölüm şekli nedeniyle Mısır tanrısı Osiris ile özdeşleştirerek hemen tanrılaştırdığı düşünülüyor. Ancak, Hadrian'ın bizzat Antinoüs'ü tanrılaştırdığı ve Roma İmparatorluğu boyunca yayılmak ve genişlemek üzere ibadetine adanmış bir tarikat kurduğu da öneriliyor. Hadrian ayrıca Antinous'un cenaze yerinde (Hir-we Antik Mısır bölgesi) Antinoüs-Osiris'e ibadet etmek için bir kültür merkezi haline gelen Antinoöpolis şehrini kurdu. Nekropolis de dahil olmak üzere tüm önceki yapılar
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Empati
Bir Dinozorun Anıları Bence Mina Uygar sosyalizmi ve ekonomik eşitliği çok güzel anlatmasına rağmen ciddi bir empati eksikliği olduğunu düşünüyorum; bu da çocukluğundan beri gelen ünlü çevresi, ekonomik durumunun iyi olması ve sahip olduğu kaynaklar nedeniyle feministliğe anlam veremediğini anlatırken kendisi de itiraf ediyor. Ssyalizm in birütopya olduğunu ve bu ütopyanın gerçek olabileceğini savunurken zaman gereği gerçekçi olamadığını o yüzden vatanseverleri namussuz olarak nitelendirdiğini düşünüyorum çünkü özellikle onun zamanında milliyetçilik akımının etkisi ile gerçekleşen savaşlarla her devlet kendi milletiolarak var olmuş ermeniler rumlar nüfus çoğunluğu yaratarak ülkesibnin topraklarını almaya çalışmış bir türk için kendisinin betimlediği ve yaşadığı sosyalizm tarihe ihanet ve siyaset iki yüzlülüğüne benziyor ki güncedeki chp olayları ve kürt sorununun yeniden celallenmesinin cevabı gibi geliyor. Ayrıca kitabın bir yerinde Atatürk'ün yaşlı bir teyzenin saçlarını överek yavaşça yazmasını çıkarması, ilk başta garip gelse de, sonuç olarak az zamanda çok işler yapmanın sürekli alttan alarak olamayacağını, sonuçta 1981'de bile Cumhuriyet'in ve Türkiye'nin kurulmasının Türk Devrimi olarak betimlendirilmesi, bunun da bir devrim olması şaşkınlığımı bitirdi, anlaşılabilir kıldı benim açımdan.
Duygu ve Düşünce
KÂFİRİ SEVMEYİ VE DOST EDİNMEYİ YASAKLAYAN AYETLER
(Nüzul Sebebi ve Sırasına Göre) 1. Kâfiri Sevmeyi Yasaklayan Ayetler “Kim bir kavmi severse, Allah Teâlâ onu onların arasında haşreder.” (Heysemî, X, 281) Allah (ﷻ) Şöyle Buyurdu: ✔ Ey (Hatıb) İman edenler! Benim de (dinde) düşmanım, sizin de (savaşta) düşmanınız olan (müşrikleri, yardım ve nusret ile) kendilerine sevgi göstererek dost edinmeyin. Siz sevgi sebebiyle onlara sır veriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkardılar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda savaşmak için çıktıysanız böyle yapmayın. Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin (mektup ve tastikinizle) gizlediğinizi de, (özür ve tevhidinizle) açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan (hidayetten) sapmıştır. Sebeb-i Nüzul: Ayetler, Hâtıb İbni Ebi Beltea hakkında nazil oldu. Hâtıb, Hz. Peygamber (sav)'in Mekkeye savaşa çıkacağını öğrenince onlara “Hz Peygamber size geliyor, tedbirinizi alın” diye mektup yazdı. Mektubu Muttalib oğullarının kölesi Sare ile gönderdi. Bunun üzerine Hz. Cebrail inip durumu Hz. Peygambere bildirdi. Hz. Peygamber; Ali, Ammar, Talha, Zübeyir ve Ebu Mirsedi (ra) mektubu almak üzere görevlendirdi ve şöyle dedi: “Yola çıkın, Hâh ravzasına varınca orada bir kadın bulacaksınız. Onda, Hâtıbın Mekkelilere yazdığı bir mektup var. Mektubu kadından alın, kendisini ise yoluna bırakın. Şayet direnirse boynunu vurun!” Kafile yola çıktı. Belirtilen yerde kadını buldular. Ama kadın mektubu inkâr etti, bunun üzerine dönmeye niyetlendiler. Hz. Ali kılıcı gösterince, saçlarının arasından mektubu çıkardı. Daha sonra Hz. Peygamber Hâtıbı huzuruna çağırdı, niye böyle yaptığını sordu. Hâtıb dedi: “Ya Rasûlullah, İslâma girdikten sonra küfre dönmüş değilim, Sana
Edebiyat
Savaş, acı kayıplarıyla bir gün elbette biter ama her iki halkın belleğinde silinmesi zor, derin bir nefreti miras olarak bırakır. Çünkü asıl düşman, silahla gelen değil, zihinlerimize zorla sokulan acı hatıralardır. Yeryüzü Sürgünleri, bir zamanlar barış içinde yan yana yaşayan iki halkın, emperyalist emellerin oyuncağı haline gelişini anlatan gerçekçi ama aynı zamanda trajik bir roman. Bir yanda geçmişin masalları, mitolojik fısıltılar, Orfeus’un yarım kalmış şarkısı… Diğer yanda tarihin acımasız gerçeği. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Yunan işgaliyle parçalanan Ege coğrafyasında, Rumlar ve Türkler zorla düşmanlaştırılır. Bu iki halk yüzyıllardır aynı rüzgârı, aynı denizi, aynı umutları paylaşırken, Yunan işgali, bu kadim komşuluğu paramparça eder. Düşmanlaştırılan komşular, evinden, toprağından, anılarından koparılan insanlar… İşgal, zulüm, göç ve korku; iç içe yaşayan hayatların arasına görünmez bir duvar örer. Kimi gider, kimi kalır. Gidenler gittikleri yerlerde birer yabancı, kalanlar ise her sabah biraz daha eksilmiş hisseder. Çünkü bazen insan, ne doğduğu yere dönebilir ne de kalmayı seçtiği yerde var olabilir. Aşk ise, tüm bu yıkımın ortasında bir umut, yeni bir başlangıç olarak filizlenir.
Edebiyat
HAZRET-İ ÖMER (R.A.) ZAMANINDA DIMAŞK (ŞAM)’IN FETHİ -2
Müslüman ordusu kale içindeki durumdan habersiz ise de Hâlid bin Velîd Hazretleri geceleri uyumayıp düşmanın hareketini gözlemekteydi. Hattâ içeride bir de casusu vardı. Bu sayede onların her hâl ve hareketinden haber alırdı. Bunun yanında bir fırsat ve ihtiyaç anında kullanmak üzere ipten merdivenler de hazırlamıştı. O gece sur çevresinde dolaşırken muhafaza mahallerinin boş kaldığını tespit ettikten sonra hemen askerini hazırladı. Dışarıda bekleyen askerlerine, “Siz, sur üzerinde tekbîr seslerini işittiğiniz gibi bizim yanımıza çıkın ve kapıya hücum edin” diye tembih etti. Yanına Ka’kâ’ bin Amr ve Mez’ur bin Adiyy (r. anhümâ) gibi yiğit cengâverleri alıp kale duvarlarının yanına gitti. İpten merdivenleri kale burcunun üzerine attı. Ka’kâ’ ile Mez’ur Hazretleri, yukarı çıkıp merdivenlerin uçlarını burçlara bağladı. Hz. Hâlid de yanındaki adamlarıyla yukarı çıktı. Burç üzerinde birkaç muhafız bırakıp onlara tekbîr almalarını tembih etti. Kendisi aşağı inip kalan nöbetçilerin hakkından gelip kapıyı açtı. Yukarıdakiler tekbîr getirince Müslüman ordusu, merdivenlere ve kapıya hücum ederek içeri girdiler. Şehirde bir kargaşa başladı. Ahali ne yapacağını şaşırdı. Bunun üzerine Rumlar, Ebû Ubeyde Hazretleriyle haraç vermek üzere sulh yaptılar. Ebû Ubeyde (r.a.), Câbiye kapısı tarafından sulh ile yani anlaşarak, Hâlid bin Velid (r.a.), Tûma kapısından harp ile girip ileri hareket ederek şehir ortasında buluştular. Diğer kumandanlar şehre sulh ile girdikleri için Hz. Hâlid’in girdiği kapı da sulh ile alınmış sayıldı. Ebû Ubeyde (r.a.), fetih haberini Hazret-i Ömer’e (r.a.) arz etti. Halife Hazretleri, fetih haberinden son derece memnun oldu. Radıyallâhü anhüm ecmaîn. (A. Cevdet Paşa, Hazret-i Ömeru’l-Fâruk (r.a.), Çamlıca Basım Yayın) İSİMLERİMİZ: Erkek: Ömer, Kız:
Din İslam