20 Temmuz 1974 Cumartesi günü başlayan Kıbrıs askerî harekâtının asıl sebebi yine aynı Megalo İdea, aynı Bizans hülyasıdır. Dünya gazeteleri bu savaşın sebebi olarak Yunanis-tan'daki cuntanın maceracılığını ileri sürüyorlar. Biz aynı fikirde değiliz. Yunanistan'da hangi rejim hâkim olursa olsun, Yunanistan Türkiye ile istediği kadar dost ve mütte-fik bulunsun, büyük devletler ona ne kadar kaşlarını çatarsa çatsın onların sabit fikirleri Megalo İdea'dır. Batının şımarık ve ahlâksız çocuğu olan Yunanistan kolay başa-rılara alışmıştır. 1897 ve 1919-1922'de Türkiye ile, 1940'ta Almanya ile yaptığı savaşları kaybettiği, yalnız 1912-1913 Balkan savaşını kazandığı halde durmaksızın büyümüş, büyüdükçe iştahı artmıştır. Hayvan nevileri arasında bir kör sıçan vardır ki günde kendi ağırlığının iki üç misli yemek yemezse ölür. Yunanistan galiba o kör sıçanın neslinden gelmektedir. Türk ordusu kara, deniz ve hava kuvvetlerinin örnek iş birliğiyle Ada'ya çıkarken maç şartlarına harfiyen riayet ettiği halde Yunanlılar yine faul üstüne faul yapmışlar, Londra andlaşmasıyla Ada'da bulunan 950 kişilik alay-larını yerli Rumlarla berkiterek aynı andlaşmayla Ada'da olan 650 kişilik Türk alayına saldırmışlar, Ada'nın batı bölümlerinde dağınık ve himayesiz olan Türk köylerine saldırarak kadın, çocuk demeden öldürmüşlerdir. Buna karşılık Türkiye Ada'ya sevkedeceği yiyecek maddelerini Türk, Rum ayırımı yapmadan dağıtacağını ilân etmiştir. İşte iki millet arasındaki karakter farkı... İşte Batı'nın hayran olduğu şanlı Helenler'in bugünkü şüpheli torun-larının ahlâkı... Rumlar birkaç yıl önce de, katil papaz Makariyos zamanında Ada'da bir Türk kırımı yapmışlardı. Hele Türk doktorunun bir banyo içinde öldürülen üç masum ve güzel yavrusunun resimleri görenleri ağlatmıştı. Bunu yapan millete
Sayfa 20 - 21 Ötüken, 22 Temmuz 1974, Sayı 8·Kitabı okuyor
Yunanistan Türkleri derken, hiç şüphesiz bugün Yuna-nistan adını taşıyan devletin sınırları içinde yaşayan, fakat ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören, aşağı yukarı, Amerika'daki Zencilerle aynı kadere sahip olan ırkdaş-larımızı anlatmak istiyoruz. Yoksa, bugün Yunanistan denilen devlette, "Yunanlı" denen ve eski Helenler'in dilinden bozma bir dille konuşan topluluğun eski Yunan-lılarla hiçbir ilişkisi bulunmadığını, bunların Yunan kül-türü ve Ortodoks mezhebiyle birleşen ve kan bakımından çoğunlukla İslav ve Arnavutlar'dan bozma karışık bir millet olduğunu biliyoruz. Bu karışık millet kendisini hem eski Yunan'ın, hem de Bizans'ın devamı ve torunları saymak gibi gülünç bir te-zadın içinde, Megalo İdea'nın hülyasıyla sarhoş bir top-luluktur. Bizans'ın eski Yunanla kan bakımından ilgisi bulunmadığı tarihî bir gerçektir. Fakat bütün bu aykırı-lıklara, gülünç tezatlara rağmen Yunanistan, Batı'nın şımarık çocuğudur. Onlarda eski medenî Yunan'ın deva-mını tahayyül eden Batılılar'ın maddî ve manevî yardım-larıyla bir Yunan devleti kurulmuş, ne gariptir ki tarih sahnesinde gözüken her devletin zaferlerle büyümesi sos-yal bir kaide iken Yunanistan bir buçuk asırlık tarihinde hemen daima yenilerek çıktığı savaşlara rağmen, tıpkı dayak yedikçe büyüyen Tepegöz gibi, daima büyümüş, büyüdükçe de iştahı artmıştır. Yunanistan'ın haksız yere desteklenmesinin son örne-ğini Kıbrıs davasında Amerika Başkanı Johnson vermiş, Kıbrıs Türkleri'nin öldürülmeye kadar varan kıyıcılık-lardan kurtarılması için yapılacak Türk çıkartmasına engel olarak hem NATO davasına darbe vurmuş, hem de durup dururken Türkiye'de bir Amerikan düşmanlığı doğmasına sebep olmuştur. NATO davasına vurulan darbe demekten maksadımız şudur: İkisi de NATO'nun üyesi olan bu devletlerden Türkiye her bakımdan Yunanistan'a
Sayfa 15 - 17 Gözlem, 9 Ocak 1969·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İstanbul'da ilk görüştüğüm İsmet'ti. 29 Teşrinisani'de Zeyrek'te misafir olduğum biraderimin bahçesinde Çamlıcalara kadar uzanan geniş manzara içinde İtilaf'ın bir yığın tekneleri ile sanki istihza eden muazzam Süleymaniye Camii karşımızda Türklüğün bir heykel-i vakarı gibi mağrur duruyordu. Pek eski ve pek samimi arkadaşım İsmet çok bedbindi. — Gördün mü Kâzım? Her şey mahvoldu. Vaktiyle gördüğün gibi sürüklediler ve bitirdiler. Derdin ki batıracaklar ve hayatımızla biz didişeceğiz. Fakat benim hiçbir ümidim kalmadı. Ben kararımı sana söyleyeyim mi Kâzım. Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç liran var. Birleşelim Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım. Çiftçilikle hayatımızı sürükliyelim. — İsmet ne söylüyorsun, dedim. Zannediyor musun ki bizi yaşatacaklar. Ermeni, Rumlar şarktan, garptan Türk'ü boğacaklardır. Bırak ki benim bir tarla alacak param yok fakat olsa da ayaklar atında zelilane ölmektense milletimizin bu kadar senelik yediğimiz ekmeğini namuskârane ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı?
Sayfa 7
Alıntı
Zavallı Türklük içeriden, dışarıdan hep vahşi, yırtıcı düşmanlar arasında kalmıştı. Düşmanlarımız yalnız İngilizler, Ermeniler, Rumlar değildi. Her şeyden evvel düşmanlığı kendimiz kendimize yapıyorduk.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Osman Ağa, sohbet sırasında Ahmet Emin’e Pontus mücadelesi sırasında yaşadığı bir olayı anlattı. Ateşkesin ilk günlerinde Giresun’daki Rumlar, Osman Ağa’dan şikâyetçi olmuş, İngilizler bölgeye bir subay göndermişti. O vakitler belediye başkanı olan Osman Ağa, İngiliz temsilcisini akşam yemeğine davet etmiş, aynı zamanda yan odada bir tertip hazırlatmıştı. Rum çetelerine mensup azılı bir haydut o gece yan odaya getirilip boğdurulmuştu. Rumlar ertesi gün Osman Ağa’yı İngilizlere şikâyet etmiş fakat İngiliz temsilci, “Beni aptal yerine mi koyuyorsunuz?” diyerek Rumlara çıkışmıştı: “Benim bulunduğum odanın yanında bir adam öldürecekler de benim bunun farkına varamayacağımı söylemeye nasıl cüret ediyorsunuz? Defolup gidin!” Osman Ağa bu hikâyeyi gülerek anlatıyordu: “İngiliz, bir adam öldürmeyi velveleli bir mesele sanıyordu. Halbuki boğaza şöyle sıkıca bastınız mı can çıkar gider!”
Sayfa 96·Kitabı okuyor
* Asliye Ceza hâkimi Ahmet Bey, bir celsede bana dedi ki, “Mu­sa Bey, ne diye Kürtçe yazıyorsunuz?” Ben de kendisine, “Hakim Bey, İstanbul’da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyor­lar. Ayrıca İngilizce ve Fransızca gazeteler de çıkıyor. Ben Kürtçe yazıyorum diye ne olacak?” dedim. Hâkim, “Efendim onlar azın­lıktır” dedi. Ben, “Hakim Bey, yani bir memlekette azınlık çoğun­luktan daha mı avantajlıdır? Eğer bir azınlık kadar hakkım yok­sa ben böyle çoğunluğu ne yapayım? Lütfen karar verin ve beni de azınlık kabul edin” dedim. Hâkim, avukatlar, hatta savcı gül­düler.
Sayfa 142 - Aram Yayınları, 4.Baskı: Nisan 2016·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı