Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü. Bu nedenle çocukluğumda annem, kardeşim ve ben hep yol gözlerdik. Arada bir boynumuzu büküp içimizi çekerek hep uzaklara bakardık daha doğrusu. Ovanın ucunda bir ışık göründü, bir motor sesi geldi ya da hafiften bir toz bulutu koptu mu bizim içimiz yeşerirdi hemen. Yıllarca devam etti bu durum, yıllarca, yıllarca devam etti. Daha sonra babam bir daha uzun yol şoförlüğü yapmamak üzere kasabaya döndü ama ne hikmetse, gözlerini dikip bu sefer de uzaklara o bakmaya başladı. Acaba o neden bakıyor diye, bakmaya biz de devam ettik tabii. Böylece, uzaklara bakmak neredeyse ailenizin kaderi oldu.
I wish I were a girl again, half savage and hardy, and free... Why am I so changed?
Tekrar o yarı vahşi, gözü pek, özgür küçük kız olabilseydim! Ben neden bu kadar değiştim ki?
Henüz bitirmedim kitabı, yarısındayım ancak düşünce odaklı bir eser olduğu için yorumlarımın çok farklı olacağını düşünmüyorum, kitabın bir ritmi var ve ona uygun devam ediyor.
Kitap 2016 yılı