Bu, artık terk vakti gelmiş, vatandaşlığa da kabul etmeyen kırgınlık, kızgınlık, çocuksuluk, naiflik, derin bir hayal gücü ve süresiz yanıklarla dolu diyardan, bu benzerim olmasından dehşete düştüğüm ama hâlâ kaderdaşım demeyeceğim adamın sesiyle, sessizliğin sesiyle uğurlandım.
Ne zaman “Dert” desem önümdeki ekmek ve sırtımdaki çul gösterildi, bunlar vardıysa ki vardı acıdan utanmalıydı. Bir buğday tanesine ve pamuk çiçeğine zimmetlenerek yaşadım. Buğdayın başını sallayıp duruşu bundan mıdır?