ARAFTA BİR TEKERLEME
ARAF'TA BİR TEKERLEME 1, 2, üçler, Yaşasın Türkler. 4, 5, altı, Japonya battı. 7, 8, dokuz, Alman domuz. 10, 11, on iki, İtalya tilki. 13, 14, on beş, Ruslar kalleş. Dağlar taşlar, Kanatsız kuşlar. Her güzel şey, Sevgiyle başlar. Kururken ağaçlar, Kesilir başlar. Kibirli bakışlar, Çalınsın marşlar. Kemerleri bağlayın, Uçmuyor çocuklar. Ölmedin diyorlar, Süzülüyor yaşlar. Komşunun karnı tok, Yaşasın açlar. Portakalı soyduk, Baş ucuna koyduk. Yalanları uydurduk, İnsanları uyuttuk. Bir sürü kavşaklar,
Şiir
Ermeni zulmü
Ruslar Erzurum'u işgal etmiş olmalarına karşı, kendilerinden emin değillerdi. Türklerin esarete boyun eğmeyeceklerini ve Türk Ordusu'nun mutlaka bir gün geleceğini kestiriyor o yüzden ili çevreleyen dağlarda tahkimat ve yollar yaptırıyorlardı. Selahattin Turgay Daloğlu
Kitap Alıntısı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hamdi Ulukaya'nın Chobani markasıyla Türkiye'ye, spesifik olarak da Fenerbahçe stadyum isim ve Avrupa maçları göğüs sponsorluğu üzerinden milyarlarca liralık (toplamda 100 milyon euroya yakın bir paket) devasa bir bütçeyle girmesi, dışarıdan bakıldığında rasyonel kapitalist mantığa tamamen aykırı görünüyor. Nitekim kendisi de bizzat imza töreninde "Faaliyet göstermediğimiz bir pazarda reklam harcaması yapıyoruz. Bu benim hayatta yaptığım en gerçek dışı ticari hamle oldu" diyerek bu absürtlüğü itiraf etti. Peki o zaman, hukukun ve ekonominin bu kadar tartışmalı olduğu merkezileşmiş bir ülkeye bu sermaye neden giriyor? Avrupa'da bir kulüp almak yerine neden bu yol seçildi? Ve Acun Ilıcalı’nın Hull City hamlesiyle bu durum nasıl bir tezat oluşturuyor? Acun Ilıcalı Türkiye'deki merkezi riskten kaçıp parasını İngiliz futbolunun regüle edilmiş güvenli limanına park etmeye çalışırken (tıpkı Ruslar gibi); Hamdi Ulukaya zaten o güvenli limanın zirvesinde oturduğu için, Türkiye'deki riskli ekosisteme "Fenerbahçe kalkanıyla" girip tamamen yerel bir kültürel hegemonya ve itibar satın alıyor. Biri riski azaltmak için dışarı kaçıyor, diğeri riski umursamayacak kadar büyük olduğu için içeriye şov yaparak giriyor. Kulüpler yine aynı amaca hizmet ediyor, sadece aktörlerin rüzgarları farklı yönlerden esiyor. Hamdi Ulukaya, Erzincan kökenli, Kürt ve Alevi kimliği bilinen, küresel çapta ise mülteci hakları için milyarlarca dolar harcayan bir figür. Türkiye’deki egemen makro-milliyetçi refleks için bu kimlik kartı, ne kadar büyük bir "başarı hikayesi" yazılırsa yazılsın, kriz anlarında her zaman ilk kaşınacak yerdir. Yoğurt markasının adının (ki kelime kökeni dümdüz 'çoban'dır) bir dönem siyasi sembole dönüştürülüp boykot kampanyalarına malzeme edilmesi, toplumun bir kesimindeki o derin
1000Kitap
Eleştiri
Karamazov Kardeşler'de Dostoyevski biz Türkleri yerin dibine sokmuş sözde biz çocukları öldürmüşüz evleri basmışız yağmalama yapmışız Ruslar çok iyi bir milletmiş sanki ben mal vagonlarına insanları doldurup sürgün ettim tecavüz ettim salgın hastalık yaydım açlıktan öldürdüm bunları neden yazmamış acaba Dostoyevski .Rusların yaptıklarını Türkler yapmış gibi göstermek pes doğrusu . Şok oldum. 😔😲 Bu benim eleştirim yanlış anlaşılmasın... Kitabı okumaya devam ediyorum sırf bu yüzden yarım bırakmayacağım!!!
Bizimkisi Kaplumbağa terbiyecisi mi?
"Her ülkenin, başyapıt olarak kabul edilen, kutsal bir mekânda asılı duran, ulus kimliğini gelecek nesillere aktaracak görkemli bir tablosu vardır. Bu tablo Fransızlar için Delacroix'nın Halka Önderlik Eden Özgürlük tablosudur; Hollandalılar için Rembrandt'ın Gece Bekçisi, Amerikalılar için Delaware Nehri'ni Geçen Washington... Peki ya biz Ruslar için? İki tablo: Nikolay'ın Aleksey'i Sorgulayan Büyük Petro ve İlya Repin'in Korkunç İvan ile Oğlu tabloları..." Moskova'da Bir Beyefendi s.353
Alıntı
Tuzcuoğlu İsyanları
Tuzcuoğlu İsyanları, 1832 ve 1834 yılları arasında Trabzon'da bulunan Bâb-ı Âli temsilcilerine karşı yapılan bir isyandır. İsyan, yerel Osmanlı hanedanının keyfi kararlarına karşı direnmeyi ve yerel Derebeylerinin haklarının iade edilmesini amaçlayan Rizeli Tahir Ağa Tuzcuoğlu tarafından yönetilmiştir. İsyanın ilk zamanlarında ve özellikle Ocak 1833'te isyancılar başarılıydı, ancak 1834'ün ilkbaharında isyan bastırılmıştır. Bu çatışma, Hazinedaroğlu ve Tuzcuoğlu aileleri arasında var olan davalarla ilişkili olmuş olabilir. Her iki aile de Derebeyiydi ve muhtemelen Laz ya da Acar kökenliydi. İki aile arasındaki kan davasının 1817 yılında Hazinedaroğlulları'nın Tuzcuoğlu Memiş Ağa'nın öldürmesiyle başladığını söylemek çok da iddialı bir yorum olmaz. Tuzcuoğlu Memiş Ağa, sonrasında yerel olarak şehit kabul edildi. Çarşamba Beyi Acaralı Osman Hazinedaroğlu, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı savaşının sona ermesiyle beraber 1.000 para kesesi karşılığında Trabzon Eyaletini satın aldı. Daha sonra Derebeylere verilen ayrıcalıkları geri aldı ve halktan zorla büyük miktarda vergi topladı. Bununla birlikte, Osman'ın vergi toplaması halk için uygunsuzdu, çünkü Ruslar bölgeye ciddi oranda hasar vermişti. Savaşın sonunda 1829'un hasadı kaybedildi ve 1830'un hasadı çok zayıf geçti. Eylül ayında Sürmene halkı vergi ödemeyi reddetti. Gelecek yılın hasadı daha da kötüydü, ancak Osman Paşa halktan 200.000 'piastre' elde etmeyi başarmıştı. Sonrasında ise vergiler 500,000 piastreye yükseldi ve neredeyse 4,000 ailenin tamamı vergi ödemeyi reddetti. Sürmene'deki rahatsızlıklardan dolayı birkaç kişi öldürüldü, ama Mart 1832'de Sürmene hala hareketliydi. Ağustos ayında, Osman Paşa oraya 7.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Acara Beyi, doğudan yedi bin askerlik destek sağladı. Aynı bölgelere güneyden
1000Kitap